17 06 2011

DEDİKODU NEDİR DEDİKODUYU NEDEN YAPARIZ

Şunu herkes iyi bilir ki,dedikodu  yapmak,iyi bir şey değildir. İnsanların zafiyet zayıflığı mı? Yoksa aşırı merakı mı? Yada adına kıskançlık mı diyelim,bütün bu malzemeleri bir araya getir  ipte,cadı kazanını,fokur fokur kaynatması dersek,daha mantıklı olur. Dinimiz kesinlikle dedikoduyu yasaklamış ve büyük günah olduğunu  belirtmiş. Dedikodunun Türkçe sözlük karşılığı: Bir kimseyi çekiştirmeye,kınamaya  yönelik söylenti-Kulikal-demekmiş. Tabi ki insanın var,olduğu yerde dedikodunun olmaması,imkansız gibi bir  şey. İngilizce karşılığı Gossip`miş. İngiltere`de yapılan bir araştırmada erkeklerin kadınlardan daha fazla  dedikodu yaptığı belgelenmiş. Erkekler kendi aralarında ama her konuda dedikodu yapmakta imişler. Kadınların dedikodu sıralamasında ilk sırayı hemcinsleri almış. Tabi bu sıralamada ki,puanları kaynana gelin çekişmesi arttırmıştır. İstatistiklere göre en çok iş yerinde dedikodu yapılıyormuş,yalnız bu da  iş konunu ile yasaklanmış ve suçu da işten atılmak Acaba böyle bir istatistik Türkiye`mizde yapılmış olsaydı,sonuç nasıl  çıkardı? Bu kadar kötü bir şey,neden yaşamımızın büyük bir bölümünde,insanlar  için cazip gelmekte? Kişilerin deşarj olarak kullandıkları,bir terapi yöntemi olabilir mi? Fazla ileriye gitmeden,hepimizin yaptığı ve arkasına saklandığı bir  silah olamaz mı? Örneklersek,bir işyerinde,amirimiz bizden,hoşlanmıyor ve her ortamda  belli ediyorsa,şartlar eşit olmadığı için,hemen savunmaya  geçerek,arkasından dedikodu üretmiyor muyuz? Tabi ki haklı olarak söylenenler,bu katogorinin dışında. “Görünen köy kılavuz istemez.” Bu Atasözümüz de ,konuya ışık tutmakta. Birde amacından çıkarak,acımasızca yuva ... Devamı

12 01 2011

OSMANLI PADİŞAHI I.ABDÜLHAMİD'İN AŞKI RUHŞANA YAZDIĞI MEKTUP

Tarihe girmiş bir çok aşklar vardır ve o tarihlerde aşıklar bugünün teknolojik nimetleri olmadığı için aşklarını ifade etmek için mektuplara dökmüşler.Bu mektuplardan biriside Osmanlı padişahlarından ve İstanbul Topkapı sarayında bulunan 1.Abdülhamid Han’ın sevgilisi Ruhşah’a yazdığı mektuptur. Osmanlı Padişahlarının yirmi yedincisi ve İslam halifelerinin doksan ikincisi. 20 Mart 1725 yılı Topkapı Sarayında dünyaya gelir. Abdülhamid, agabeyi Sultan üçüncü Mustafa Han’ın 21 Ocak 1774′de vefatı üzerine 49 yaşında Osmanlı tahtına oturur. Abdülhamit Hanın Nükhet Seza ve Hümaşah isimli baş kadınları olmasına rağmen haremindeki bir cariye olan Rühşah’a gönlü düşer fakat cariye kendisine yüz vermez, Padişah bunun üzerine Ruhşah’a olan aşkını mektuplara dökmekte bulur ve onu yazdıkları ile etkilemeye çalışır. "Fesüphanallah! Ben kulun siz efendime bu kadar kavuşmayı arzularken benim üzüntüme, elem ve kederime ve perişan halime, derman ve açılmış yarama merhem olursun diye sizden umut beklerken, geceleri yatağıma gelmemenizin sebebi ne olabilir? Ama Allah hakkı için benim ızdırabımı dindirir. Sen bana bu anımda merhamet etmezsen kim merhamet eder. Vallahi bu halimle her gece sabahlarım, bu gece de böyle sabahlamam hak değil. Bu bir iki gecedir gelirsiniz diye beklerken, senin böyle yapmana Allah razı olmaz. Bu gece de bana gelmezsen bilirim ki, bana karşı sevgin yok. Benim bu halimi gören, düşmanım bile olsa bana merhamet eder. Akşam sabah gelip bir anlık oturman iş değildir. Kulun gelir, beni istemiyor musun diyerek, sabaha kadar ayağına yüzünü sürerdi. Benim sana olan bu halimi de Allah bilir. Eğer dünyada ömrüm tamam olsa, ölsem dahi seni düşünürüm. Val... Devamı

20 12 2010

GÜZEL KADIN KİME DENİR

Bir güzel bayan görünce Türk erkekleri acaba hangi lafları aklından geçirir veya dile getirir. Ben güzele güzel demem,güzel benim olmayınca Maşallah nazar değmez inşallah Allah özenip bezenip yaratmış Allah sahibine bağışlasın.. Anasına bak kızına al diye boşuna dememişler. Güzele bakmak sevaptır demişler. Yavrum,uf ulan,şuna bak, edebiyatına girmeden,güzellik kişilerin bakış açısına ve estetik anlayışına göre değişen bir şey. Güzellik yarışında bile herkesin bir fovorisi olur ve o güzel kazanamayınca hakkının yendiği onu beğenen tarafından,dile getirilir. Kadın güzelliğinin bir standart ölçüsü var mıdır? Çok değil bir kaç yıl öncesine kadar,bayanlarda vucut ölçüleri 90.60. 90'sa güzel vucudu olduğunu ilan etmeye yeten ve tartışılmayan dünya ölçüleriy di. Ama son yıllarda bu ölçüyü de yetersiz bulanlar ve yeni yeni standart ölçüler ortaya koymaya çalışan bu işin uzmanları var. Bazı erkekler kadında,yüz güzeliği (cemal)  arar ve detaylara da takılırlar. Yüzde, göz,dudak,kaş,hokka gibi burun veya saçları,ellerini,bacaklarını,ön plana çıkarıp güzelliği ona göre değerlendirirler. Bütün erkekler,karşısındaki kadının bir tarafının güzelliğini görür ve onu ön plana çıkarır. Yani çirkin kadın yoktur,bakımsız kadın vardır. Belkide bu söz uzun uzun söylenecek,kelimelerin özeti. Tabi bir güzellik bütün vucudun birbirine orantısına uyumlu olması demektir. Yüz güzelliğinde köşeli bir yüz,standart güzellik kavramında pek prim bulmaz. Tabiki şimdi makyaj hileleri ile bu işin eğitimini görmüş güzellik uzmanları,hatalı kısımları bile ön plana ç... Devamı

17 04 2009

PEYAMİ SAFA KİMDİR HAYATI

Peyami Safa (1899, İstanbul - 15 Haziran 1961) Türk hikâye ve romancısı. Server Bediî takma ismini de kullanan yazar romanlarının yanı sıra, düşünsel yapıtları, polemikleri, köşe yazarlığı ve gazeteciliği ile de tanınır. Hayatı Servet-i Fünun dönemi şairlerinden İsmail Safa'nın oğludur. Konya'ya sürgüne gönderilen babasının orada ölmesi üzerine 1901 yılında iki yaşında yetim kalmış, bu yüzden "Yetim-i Safa" adıyla anılmıştır. Babasız büyümenin acılarının yanısıra, sekiz dokuz yaşlarında yakalandığı bir kemik hastalığı dolayısıyla 17 yaşına kadar, bu hastalığın fiziksel ve ruhsal bunalımlarını yaşamıştır. Sonradan bu günlerini ünlü Dokuzuncu Hariciye Koğuşu adlı romanında dile getirmiştir. Ayrıca Fatih-Harbiye gibi diğer romanlarında da kendi hastalığının buhranını yansıttığı karakterlere rastlanır. Hastalık ve savaşın yol açtığı maddî sıkıntılar dolayısıyla öğrenimini sürdürememiş, o sıralar Maarif Nazırı olan Recaizade Ekrem Bey (Recaizade Mahmut Ekrem), bu görevinden ayrılınca onu Galatasaray Lisesi'nde okutma vaadini yerine getirememiş, Peyami Safa da hayatını kazanmak ve annesine bakmak için Vefa İdadisi'ndeki öğrenimini yarıda bırakmıştır. Karton Matbaası'nda bir süre çalışan Peyami Safa, Posta - Telgraf Nezareti'ne girmiş, I. Dünya Savaşı'nın başlamasına kadar orada çalışmıştır (1914). Daha sonra Boğaziçi'ndeki Rehber-i İttihat Mektebi'nde öğretmenlik yapmaya başlamıştır. Dört yıl çalıştığı bu okulda, hem öğretmiş, hem de kendi çabasıyla Fransızca'sını ilerletmiştr. 1918 yılında ağabeyi İlhami Safa nın isteğine uyarak öğretmenlikten ayrılmış ve birlikte çıkardıkları "20. Asır" adlı akşam gazetesinde "Asrın Hikâyeleri" başlığı altında yazdığı öyk&uum... Devamı

17 04 2009

KAPİTÜLASYON NEDİR

yabancı uyruklulara tek taraflı olarak bahşedilen ya da anlaşmalarla verilen hak ve ayrıcalıklara kapitülasyon denir.Kapitülasyon kelimesi Latince caput'tan (baş) gelir ve baş eğmek, teslim anlaşması yapmak anlamlarını taşır kapitülasyonlar adli ,mali,idarive dini katogorilere ayrılır. Devamı

06 04 2009

CUMHURİYET YÖNETİMİ NEDİR

     Devlet Başkanının millet tarafından belirli süreler için seçildiği devlet şekli. Yeryüzünde bulunan çeşitli devletlerin idare biçimleri, türlü şekiller gösterir. Bir kısım ülkelerde bütün idare, tek bir İnsanın elinde toplanmıştır. (mutlakiyet idaresi). Bir kısım ülkelerde de idare, bir kişinin elinde değil küçük bir topluluğun elinde toplanır, (oligarşi). Bir kısım ülkelerde de idare, bir kişinin ya da bir topluluğun elinde değil, o ülkenin sınırları içinde bulunan bütün vatandaşların elidedir. Halkın, halk tarafından, halk için idaresi diye özetlenen bu idare şekli de “demokrasi” dir. Demokrasi ile idare edilen devletlerde, iki şekil görülür. Meşrutiyet ve Cumhuriyet. Meşrutî demokrasilerde, milletin oyu ile meydana gelmiş bir Millet Meclisi ve bu Meclisin kontrolü altında bulunan bir hükümet ve idare mekanizması olmasına karşılık, devlet başkanlığı, “kral” tarafından temsil edilmektedir. Kralın yetkileri ve vazifeleri, kısıntılar içindedir ve devleti yönetme yetkisi, Meclis'le bu Meclisin kontrolü altında bulunan Bakanlar Kurulunda toplanmıştır. Demokrasi ile yönetilen ülkelerdeki öbür şekil de “Cumhuriyet” tir. Cumhuriyet idaresinde, kesin olarak, “bir halk idaresi” görülür. Bu idare şeklinde halk, kanun yapmak kudretini doğrudan doğruya kullanabileceği (vasıtasız hükümet) gibi, bu kudreti, bizzat seçtiği bir heyete de verebilir (temsilî hükümet). Her iki şekilde de devletin temsilcisi, belli bir süre için seçilmiş bulunan “Cumhurbaşkanı” dır. Cumhuriyetlerde yürütme (icra kuvveti) erki, halk tarafından seçilmiş olan başkan ya da diktatör gibi bir şefe bırakılmış ya da bir... Devamı

22 02 2009

ÜSTÜN ZEKALI COCUKLARIMIZ.

Dünyada ilk kez üstün zekalılara önemi Osmanlılar vermişler bu çocukları Endurun mekteplerinde eğiterek Devlet yönetiminde ve başka alanlardada faydalanmışlar.(Sokullu Mehmet Paşa,Mimar Sinan gibi)Günümüz Dünyasında Başta A.B.D.İsrail,Kanada ve Rusya bu üstük zekalılara yönelik eğitimlerini,uzun yıllardır devlet politikası haline getirmişlerdir.Küçük yaşlarda özel testlerle ve pratik uygulamalarla tesbit ettikleri üstün zekaları,hemen onlara (IQ 130ve üzerinde olanlar)yönelik, eğitim vermekte ve bu üstün zekalı çocukları11 yaşında ünüversiteye direk almakta,devlet yönetiminde ve başka konularda faydalanmakta olup, Ülke politikalarını bunların üzerine kurmuşlardır.Bizdeki durum ne yazıktırki içler acısıdır.İlkokul 1 ve ikinci sınıflarda gelişmiş ülkelerdeki testlerle tesbit edilen süper zekalarımız. BİLSEM(BİLİM VE SANAT MERKEZİ)adı altında M.E.B,kanlığımıza bağlı eğitim merkezleri bir kaç ilimizde vardır.Burda haftada iki gün İ(YARIM GÜN OLMAK ÜZERE)Eğitim verilmektedir.Liseden sonra üstün zekalı çocuklarımıza SALDIM ÇAYIRA MEVLAM KAYIRA politikası uygulanmaktadır,Tanrımızın Dünyaya lutfu olan gelişmiş bu beyinler,malesef bizde kaybolup gitmekte,ne yazıktırki bu konuda en küçük Devlet politikamız bile yoktur. Uzmanların tesbitlerine göre dünyaya yön veren beyinler bunlardır. Kamu oyunun taktirine. Cengiz Damar.   ... Devamı