19 06 2011

AŞKA DAVET VAR-ŞİİR

Bakma bana öyle aşikar O bakışlarda aşka davet var Arzular demir atmış, Kurumuş öksüz dudaklarına Buz tutmuş ellerime Uzatma o kor düşmüş ellerini Benim avuçlarımda hala ihanet var Yanan ateşin renginde bir gül gibi Ateşli bedenin,cesurca ve davetkar Ruhumu esir aldığın gecelerde Yatağıma sinmiş kokun var Yalvarırım dur! Aşk sözlerini kulağıma fısıldama Başını yaslama omzuma Yalvarma,yalandan ağlama yar Bu gönülde kopan fırtınaların Anlasana yeni sahibi var… CENGİZ DAMAR ... Devamı

20 06 2011

TELEPATİ UZADUYUM PARAPİSKOLOJİ NEDİR

Telepati ya da uzaduyum bireyler arasında bilinen beş duyunun yardımı olmaksızın gerçekleştiği ileri sürülen enformasyon aktarımıdır. Bir başka deyişle, telepati parapsikolojide incelenen paranormal bir yetenek olup, bireyler arasında duyular-dışı algılama yoluyla düşünce, fikir, duyum veya imajların aktarılmasını sağladığı ileri sürülen tesir irtibatıdır. Terim eski Yunanca'daki “uzak” anlamına gelen tele (τηλε)sözcüğü ile “etkilenme, tesir almış olma,hissetme”anlamlarına gelen patheia (πάθεια) sözcüğünün birleştirilmesiyle elde edilmiş olup önceden kullanılan “düşünce aktarımı” teriminin yerini almak üzere SPR'nin kurucularından Fredric W. H. Myers tarafından 1882'de ortaya atılmıştır. Birçok Doğu Bloğu ülkesinde telepati yerine "bio enformasyon" terimi kullanılmıştır. Telepatide, alıcı ve verici olmak üzere en az iki kişi vardır. Tesiri gönderen ya da düşüncesini yayan, gönderen kimseye verici (agent), gönderileni almaya çalışan kişiye alıcı denir. Telepati yeteneğine sahip bazı” alıcı” telepatların diğer insanların zihinlerini okuma yeteneği oldukları söylenir. Telepati psikokinezi ile birlikte parapsikolojik araştırmanın iki temel araştırma alanını oluşturur. Bu alanda telepatiyi tam anlamıyla keşfetmek ve anlamak üzere sürdürülen birçok araştırma vardır. Telepatinin nasıl, ne yolla gerçekleştiği hakkında çeşitli varsayımlar ortaya atılmışsa da, henüz kesin bir sonuca ulaşılamamıştır.Telepati üzerine çeşitli gruplar oluşturulup yapılan çalışmalar hâlâ sürdürülüyor. Bu çalışmaların arasında 1930 yılında yayınlanan “Zihni Radyo” adlı kitabın ortaya çıkmasını sağlayan deneyler... Devamı

11 04 2011

UNUTULAN MESLEKLER SEMERCİLİK VE BAKIRCILIK BİLGİ

SEMERCİLİK SEMER Yük bağlamak için hayvanların sırtına yerleşti-rilen yastık tanımlamasını yapıyor Meydan Larousse ansiklopedisi semer için Semer, at, katır, eşek, deve gibi yük taşıyan hayvanların sırtına konulur. İlk defa Araplar ve İranlılar tarafından kullanıldığı, daha sonra Türklere geçtiği söylenir. Fakat onlardan önce yaşayan Mısır, Mezopotamya ve Anadolu milletlerinin hayvanlarla yük taşımayı bildikleri, bu yüzden hayvanın sırtına yük taşımaya yarayan bir araç yerleştirdikleri, kazılarda çıkan buluntulardan ve duvar kabartmalarından anlaşılıyor. SEMER YAPIMI Semer genellikle ağaç, çuval, deri ve sazdan yapılır. Üçgen çatılıdır ve hayvanın sırtında karnının iki yanına doğru açılan bir biçimdedir. Hayvanın sırtına değen iç tarafı saz doldurulmuş iki kanatlı bir çuvaldır. Yük vurulan üst tarafı da semer ağaçları denilen ahşap küçük direklerle çatılmış ve üstüne hayvan derisi veya çadır bezi dikilmiştir. Hayvanların omuzları üstüne gelen bölümde, üstte, yükü bağlamaya yarayan öne doğru çıkıntılı, iki kol vardır. Hayvana konulan yük, iple hayvanın sağrısı üstüne gelen bölümdeki kancalara bağlandıktan sonra tekrar omuz başı kollarında düğümlenir. Semer, hayvanın sırtına kolan, kayış veya kayton denilen sağlam bir şeritle bağlanır. Kolanın iki ucu hayvanın kaburgalarından biri üzerinde tokalanır.Karın altından geçtikten sonra, semerin üzerine dolanan bu kolan, semeri hayvanın sırtında sıkıca tutturmaya ve yükün sallanarak düşmesini önle-meye yarar. Semerin omuzbaşı kollarında genellikle "kaş" denir. Semerler, hayvan sahibinin mali durumuna göre sade veya süslü olur. Kaşları, kolanları, hay... Devamı

03 04 2011

ADSENSE NEDİR İNTERNETTE ADSENSE GEYİĞİ

Giren yok ki tıklayan olsun Giren çok tıklayan yok Abi renk değişikliğine gittim acaba tutar mı Adsenseden para kazanan var mı Google amcaya kelek yapılmaz,anında bamı yersin Dürüst ol yeşilleri say... Kaç ay geçti hala onay yok. Yupiiii Adsenseden bu gün ilk ödememi aldım Kardeş yanlış anlamda bir iki taktik versen diyorum Bu adsense denen meret Clik başı ne veriyor İngilizce site blog yap yeşile para demezsin Çıldıracağım yaa sayfa gösterimi 1000 tık yok Sabreden derviş muradına ermiş Göle su gelinceye kadar suzuzluktan kurbağanın gözü patlarmış. Bir sayfaya kaç reklam koyma hakkımız var Ya bilen varsa söylesin şu filitre ne işe yarıyor. Adsense sağlam mı ödeme yapıyor mu Kardeşim çık seyyara daha fazla para kazanırsın boşuna uğraşma Adsenseden para kazanma taktikleri verilir. Kelin merhemi olsa kendi başına sürermiş. Hangi reklamı tercih etsem yatay mı dikey mi Bırakın lan boşuna uğraşmayın yabancılar malı götürüyor... Arkadaşım mail adresimi vereyim ayda ne kadar kazandığını oraya yolla Özgün içerikten şaşmayın özgün,özgün,özgün. Kopyala yapıştırı Google amca sevmez... Arkadaşım baksana kendim tıklasam amca ayıkır mı. Hop akıllı ol bamı yersin google kül yutmaz. Sen bana tıkla ben sana tıklayım anlaştık mı.. Şiişt ne oluyor orada kim kime tıklıyor.... Adam yanlış anladı galiba?... Devamı

01 04 2011

KANKARDEŞİM ARKADAŞIM-ÖYKÜ

Miş, li geçmiş zamanlardı, o zamanlar ilkokula gidiyordum. Fi, tarihinde,oturduğum kentte bu kadar çarpık yapılaşma yoktu ve çocuklar için oyun oynıyacağımız,boş alanlar çoktu. Mahallede oturan,mahalle sakinleri olarak hepimiz birbirimizi tanırdık,biz çocuklar okuldan gelince çantayı eve attıkmı ! doğru sokağa oyun oynamaya çıkardık. Bana göre bir başkaydı o günlerin güzelliği. Şairin dediği gibi'Hayali cıhana değer.' Mevsimlere göre oyunlar oynanırdı,sınıf arkadaşım ve hemen yakın komşumuz olan,Ömerle resmen ayrılmaz ikili olmuştuk. Eskiden Kankalık modası yoktu. O dönemlerde kan kardeşi olmak çok önemliydi ve kimin en yakın arkadaşı varsa onunla kan kardeşi olunurdu. Kan kardeşliği sözde değil özdeydi ve ölünceye kadar sürerdi. Kan kardeşi olmak için parmaklar çakı ile kan çıkacak şekilde kesilirdi ve akan kanı kişiler birbirine sürer ,iki tarafın kanının birbirine iyice karışması gerekirdi. Sonra da akan kan emilirdi ve böylece kan kardeşliği başlardı. Sonbahar mevsimiydi rüzgarlar kuvvetlice esmeye başlamıştı,herkes harıl harıl çıtalı uçurtma yapma teleşına düşmüştü. O uçurtmalar,küçük ellerimizden çıkan sanat eserleriydi,rengarek kuyruğu,fırfırı,püskülü ile havada adeta bir gelin gibi süzülürdü. Aramız da gizli bir rekabet olurdu,kimin uçurtması daha yükseğe çıkacak,kimin uçurtmasının albenisi rakiplerine dudak büktürecek,sözüm ona çaktırmadan bu yarışın içine girerdik. Kan kardeşim çok güzel uçurtma yapardı ve onun bu konuda ki ustalığı mahallede tartışılmazdı. Birgün yine kalabalık bir gurup olarak, uçurtmalarımızı gökyüzüne azat ettik. Ömer'in uç... Devamı

31 03 2011

ÇALIŞMAKLA İLGİLİ ATASÖZLERİ AÇIKLAMALI-EMEKSİZ AŞ OLMAZ

  Bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur. İster bağ, ister iş yeri, isterse bir eşya olsun, ona gerekli bakımı gösterirsek beklediğimiz faydaya kavuşuruz. Bir bağa bakmaz, onu çapalamaz, budamasını yapmaz, yabancı otlardan temizlemez ve gübrelemezsek bir zaman sonra onu dağa, verimsiz bir yere dönmüş görebiliriz. Bakımı olmayan bir iş yeri, bir eşya için de durum bundan farklı değildir. Bakımdan uzak tutulmuş bir iş yerinde düzen gözetilmezse aksaklıklar giderek büyür, önü alınamaz olur, sonunda iş yeri iflasın eşiğine gelebilir. Bir eşyanın bozuk, kırık, eksik bir yanı yerinde ve zamanında giderilmezse, o eşya bir süre sonra kullanılamayacak hâle gelir. Unutulmamalıdır ki, bakılan ve onarılan şeyler ancak yararlanılacak şeyler olarak ortada kalı Bakmakla usta olunsa, köpekler (kediler) kasap olurdu. Öğrenmenin esası denemeye ve yapmaya dayanır. Bir şey, başkasının yaptığı işe bakılarak öğrenilemez. Eğer bilgi ve becerinin de kazanılmasının yapmaya dayandığı düşünülürse, bir işin öğrenilmesinin seyretmeye değil, bizzat denemeye ve o iş üzerinde çalışmaya bağlı olduğu daha açıkça görülür. Ustalık da ancak böyle elde edilir. ... Çalışkanlık baht getirir, tembellik taht götürür. . Kral bile olsan, eğer çalışmazsan tahtından olursun. Çalışırsan, (Ne istiyorsan) bahtında ne varsa o olur   Açık ağız aç kalmaz. Çalışan, didinen, ne istediğini bilen, bıkmadan usanmadan bunu dile getiren kişi geçim yolunu bulur; muhtaç duruma düşmez, aç kalmaz. Adamın iyisi iş başında belli olur. İnsanı gösteren sözü değil, işidir. Bir insanın gerçek değeri; becerikli mi beceriksiz mi, çalışkan mı tembel mi, başarılı mı başarısız mı, iyi mi kötü mü oldu... Devamı

18 03 2011

FATİH SULTAN MEHMEDİN HAYATI

....................     Fatih Sultan Mehmet'in Bellini tarafından yapılmış portresi   ÇAĞ  açıp çağ kapayan padişah Fatih Sultan Mehmet Han... Fâtih Sultân Mehmed, 30 Mart 1432 tarihinde Edirne Sarayında Hüma Hâtun'dan dünyaya geldi. Annesi onun gerçek saltanatını görmeden 1449 yılında vefât eyledi. Bir görüşe göre 19 ve bir diğerine göre 21 yaşında babasının vefatı üzerine üçüncü defa saltanat koltuğuna oturdu ve sınırları Tuna'dan Kızılırmak'a kadar genişleyen Devletinin başşehri olarak İstanbul'u almak ve Hz. Peygamber'in övgüsüne mazhar olmak en büyük ideali idi. İstanbul'u almak için Boğaz'a hâkim olmanın şart olduğunu bilen Sultân Mehmed, 1452'de Boğazkesen Hisârı dediği Rumelihisârını inşa ettirdi. Karşısında Yıldırım'ın inşa ettirdiği Anadoluhisârı yükseliyordu ve artık Osmanlının izni olmadan boğazı geçmek mümkün değildi. 1 Eylül 1452'de Edirne'ye dönen Sultân Mehmed, hemen kendisinin planlarını çizdiği topların dökümüne başladı. Deneyler yapıldı ve dünyanın harp aletleri alanında harikaları vücuda getirildi. Planı sezen İmparator zor durumdaydı; zira Bizans ikiye ayrılmıştı. Avrupa, yardım için Katolik olmalarını istiyor ve Ortodokslar ise hayır diyordu. 12 Aralık 1452'de Ayasofya'da Katolik ayini yapılması, Sultân'ın işlerini kolaylaştırıyor ve Bizans Başbakanı Notaras, "Bizans'ta Latin şapkası görmektense, Türk sarığı görmeyi tercih ederim" diyordu. Bizans'lılar parlayan ateşlerine ve Hz. Meryem'e güveniyorlardı. Ancak 1453 Şubatında Edirne'den yola çıkan toplar 5 Nisanda İstanbul önlerine geldi. 6 Nisan... Devamı

17 03 2011

SESSİZ GEMİ ŞİİRİNİN AÇIKLAMASI

Sessiz Gemi Artık demir almak günü gelmişse zamandan Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan. Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol; Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol. Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli, Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli, Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu! Hicranlı hayatin ne de son matemidir bu. Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler; Bilinmez ki giden sevgililer dönmeyecekler. Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden, Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden. Yahya Kemal Beyatlı Şiirin kalıbı Mef û lü Me fâ î lü Me fâ î lü Fe û lün         Yahya Kemal iki büyük kaynaktan beslenmiştir. Biri  Osmanlı Tarih ve Edebiyatı, diğeri Fransız kültür ve edebiyatı. O, bu kaynaklardan aldığı unsurları bünyesine ve mizacına uygun bir şekilde eserinde, tıpkı bu şiirde olduğu gibi, eritmeyi bilmiştir. Şair: Sessiz gemi şiirinde mısralarını gemi ve deniz üzerine kurgulamıştır. Ana hatları bu olmasına rağmen, şiirde ölümü ve ayrılığı işlemiştir. “Artık demir almak günü gelmişse zamandan Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.” Vaden dolmuşsa ölümden, kaçış olmadığını ve burada ki limandan kalkan gemi. Ölen bir insanın bilinmeyen meçhule giden, son yolculuğunu anlatılmakta “Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol; Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol.” Bu mısralarda: Cenaze kaldırılırken oluşan üzüntü ve sessizlik anlatılmakta. “Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli, Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli,” Cenazeyi seyahatine yani öbür dünyaya uğurlayanlar e... Devamı

16 03 2011

KARGALAR NE KADAR YAŞAR 100 YIL YALANI

Kargalar ne kadar yaşar? İnternette bir deli bir kuyuya bir taş atmış kırk akıllı çıkaramıyor. EEee!!! Kılavuzu Karga olanın burnu pislikten kurtulmazmış. Yok efendim 100 yıl yok efendim 200 yıl . Bu işe Kargalar bile güler, eğer bu kuşlar onların iddia ettikleri kadar uzun yaşasalardı Dünyanın her tarafında kargadan geçilmezdi ve ekolojik dengenin bozulmasına sebep olurlardı. Bir de bu kuşlar her çiftleşme döneminde 4 veya 5 yumurta yumurtluyorlar bu yumurta oranıda hesaba katarsak resmen Karga eflasyonu oluşurdu.... Kargaların doğada ki yaşam süreleri 15-20 sene arasında değişmektedir. İngiltere'de kafeste yaşıyan bir Karganın 40 yıl yaşadığı tesbit edilmiş. Doğal ortam ile kafes ortamı arasında dağlar kadar fark vardır. Doğal ortamda ekolojik dengenin kuralları hemen devreye girer,salgın hastalıklar gibi vs,vs... CENGİZ DAMAR ... Devamı

16 03 2011

ALEVLENDİ HASRETİN İÇİMDE-ŞİİR

Alevlendi hasretin içimde Yüreğim hala yanıyor Ey vefasız artık geri dön Gözlerim her dakika seni arıyor Hasret şarkıları olmuş sırdaşım Birden çınladı kulaklarım Beni andın biliyorum aşkım Kalbim damla damla kanıyor Özlemle ellerim ellerini arıyor Şu kayan yıldızlar da yalancı Tuttuğum dileklerde boşa çıktı Yağmurla gelirim diyorsun Bu kaçıncı ıslanışım Ey sevgili kalmadı sabrım Ben sabırtaşı mıyım Mevsimler geçiyor yanlızım Seni nehirlere ısmarladım O kurumuş vicdanını ıslatsın Ey vefasız artık geri dön Bu kaçıncı ufuklara bakışım Kaç kere bulutlarla haber yolladım Boş yere şimşekler gibi çaktım Yanlızlık benim alın yazım CENGİZ DAMAR Devamı

16 03 2011

TANZİMATIN İLANI VE OSMANLIDA YENİLİK HAREKETLERİ

OSMANLI ISLAHAT HAREKETLERİ VE TANZİMAT- Osmanlıda ıslahat hareketlerini doğuran neden, bir anlamda Batının dünya ölçeğinde konumu ve bunun Osmanlı’ya etkisidir. Nitekim Batıda 13. Yy’dan itibaren Pazar ilişkilerini ön plana çıkaran yeni bir üretim tarzı ağırlık kazanmaya başlamıştır. Bu yeni tarz üretim biçimi, 15. Ve 16. Yy’larda ki Rönesans hareketinin yol açtığı bilimsel devrimle birleşerek, sınai kapitalizmi haline dönüşmeye başlamıştır. Üretim hacminin artması, sermaye yatırımlarının çoğalması süreci Batının teknolojik üstünlüğünü doğurmuştur. “bunun yanı sıra 16. Yy’dan itibaren ulusal devletlerin ortaya çıkmaya başlaması; Rönesans hareketinin bireyi cemaat cenderesinden kurtarması; Reformasyon hareketi ile evrensel kilise idealinin yıkılması; ekonomik gelişmelerin dayattığı coğrafi keşifler ve sömürgeleştirme hareketi Batı Avrupa’yı tamamen başka bir evren haline getirmiştir”.Diğer yandan Osmanlı İmparatorluğunun 18.yy’daki yenilgileri ve giderek büyük bir güç olma niteliği kaybedişi, Avrupa kuvvet dengesini de değiştirmiştir. Artık Batı için Osmanlı, askeri üstünlüğünün yanı sıra, ekonomik bakımdan da gücünü yitiren bir devlet görünümündedir. Osmanlı devleti artık Batı ülkeleri için bir tehdit olmaktan çıkıyor ve Doğu tehlikesini, Rusya temsil ediyordu. “ Rusya’nın yükselişi Avrupa düzenine yeni bir biçim vermiş ve Osmanlı devletinin yerini ve işlevini de kökünden değiştirmiştir. Artık Osmanlı devleti, Doğudan gelen bir tehdit değil, Rusya’ya karşı kullanılacak bir frendir. Kısacası bir tampon devlettir” Batının elde etmiş olduğu teknik, askeri ve ekonomik üstünlüklerin yanı sıra Osmanlı İmpara... Devamı

12 03 2011

AŞKIN BOYUTU VAR MI-ŞİİR

Aşkın boyutu var mı Kim hesaplamış enini boyunu Aşk soyut mu yoksa somut mu Hedefine Eros atmışsa okunu Sende deliler gibi seveceksin Sende içine çekeceksin o büyülü kokuyu Çılgınlar gibi sabah olmasını bekleyeceksin Geceler bitecek kum saatinin kumunda Üstüne yıkılan beyaz duvarlara Sende kırmızı kalpler çizeceksin Bazen isyan rüzgârları esecek saçlarında Kimi zaman kuytularda verilmiş bir sadakayla Dudakların yanacak dudaklarında Sende seveceksin sende acı çekeceksin Gözlerin dalıp gidecek mavi bulutlara Birden Şekil değiştirecek yalancı bulutlar Çölde değil Gökyüzünde serap göreceksin Sende seveceksin sende acı çekeceksin. CENGİZ DAMAR Devamı

12 03 2011

SAKATA KİM KIZ VERİR-ÖYKÜ

Bacağını sürüye sürüye elindeki tavşan kanı çayı masama saygıyla koydu. Teşekkür etmek için başımı kaldırdım, gözlerimiz buluştu. Aman Allahım gözlerinin içi gülüyordu. Dudaklarımızda hafif bir tebessüm ama aslında gözlerimiz gülüyordu. Üzerine küçük gelen, eski siyah ceketi şöyle bir aşağıya doğru çekti ve yine bacağını sürüye sürüye kahvenin en dip tarafında ki masaya gidip oturdu. otuz, otuzbeş yaşları civarında gösteriyordu, masanın üzerinde duran eski iskambil kâğıtlarına uzandı ve kâğıtları karmaya başladı. Gözlerimi ondan ayırmadan bir süre çayımı karıştırdım. Biraz önce çayımı masama koyan, sanki o değilmiş gibi bir havaya girmişti ve bana hiç bakmadan kâğıtları masaya tek tek açmaya başladı. İskambil falına her halde düşkündü veya can sıkıntısından öylesine bakıyordu. Bu garip halinde, beni kendine çeken bir şeyler vardı. Çayımı elime alarak, oturduğu masaya doğru yöneldim. Selamünaleyküm Kâğıtlardan gözünü ayırmadan selamımı aldı. Boş sandalyeyi çekip oturdum. Hala kâğıtlarla meşguldü. Bazen kâğıtları yavaş bazende hızlı hızlı açıyordu, bir süre bu rutin hareketlerine devam etti. *Ne oldu, falın çıktı mı? *Sana ne? Üstüne vazife mi? Sorduğuma soracağıma pişman olmuştum. Sende nereden çıktın der gibi bakmaya başlamıştı. *Faldan anlıyorsan bana da bakar mısın? *Beleşe bakmam! *Kaç paraya bakıyorsun? *Beleş dediksek, parayı kastetmedik herhalde. *Neyi kastetdin? *iki çay yeter. *İki çay mı? *Birisi sana birisi bana. *Tamam anlaştık. *O zaman kâğıtları güzelce kar ve kararken de bir niyet tut. Ocakta ki çocuğa iki ça... Devamı

12 01 2011

ENTELLEKTÜEL NE DEMEKTİR KİMLERE DENİR

Ülkemizde entellektüel olarak kullanılan bu kelimenin TDK’ya göre doğru yazımı entelektüel‘dir. Entelektüel dilimize intellectuel kelimesinden, fransızcadan uyarlanarak gelmiştir. Çok çeşitli tanımları yapılmıştır. Türk Dil Kurumundaki tanımına göre entelektüel “Bilim, teknik ve kültürün değişik dallarında özel öğrenim görmüş (kimse), aydın, münevver” anlamına gelir. ”Entellektüel basit bir şeyi karışık söyleyebilen kişidir; sanatçı ise zor bir şeyi kolay.” - Charles Bukowski “Entelektüel, belli bir topluluk için ve o topluluk adına bir mesajı, görüşü, tavrı, felsefeyi ya da kanıyı temsil etme, nesnel hale getirme ve ifade etme yetisine sahip olan bireydir.” - Edward Said Entelektüel tanımı: “Sahip olduğu işte veya yaşamında yapmaktan zevk aldığı (müzik dinlemek, kitap okumak gibi) uğraşılardan edindiği bilgiyi diğer insanlara da aktarabilecek seviyede olan ve sahip olduğu bilgiyi paylaşma isteğine karşı koyamayan insandır.“ ... Devamı

12 01 2011

OSMANLI PADİŞAHI I.ABDÜLHAMİD'İN AŞKI RUHŞANA YAZDIĞI MEKTUP

Tarihe girmiş bir çok aşklar vardır ve o tarihlerde aşıklar bugünün teknolojik nimetleri olmadığı için aşklarını ifade etmek için mektuplara dökmüşler.Bu mektuplardan biriside Osmanlı padişahlarından ve İstanbul Topkapı sarayında bulunan 1.Abdülhamid Han’ın sevgilisi Ruhşah’a yazdığı mektuptur. Osmanlı Padişahlarının yirmi yedincisi ve İslam halifelerinin doksan ikincisi. 20 Mart 1725 yılı Topkapı Sarayında dünyaya gelir. Abdülhamid, agabeyi Sultan üçüncü Mustafa Han’ın 21 Ocak 1774′de vefatı üzerine 49 yaşında Osmanlı tahtına oturur. Abdülhamit Hanın Nükhet Seza ve Hümaşah isimli baş kadınları olmasına rağmen haremindeki bir cariye olan Rühşah’a gönlü düşer fakat cariye kendisine yüz vermez, Padişah bunun üzerine Ruhşah’a olan aşkını mektuplara dökmekte bulur ve onu yazdıkları ile etkilemeye çalışır. "Fesüphanallah! Ben kulun siz efendime bu kadar kavuşmayı arzularken benim üzüntüme, elem ve kederime ve perişan halime, derman ve açılmış yarama merhem olursun diye sizden umut beklerken, geceleri yatağıma gelmemenizin sebebi ne olabilir? Ama Allah hakkı için benim ızdırabımı dindirir. Sen bana bu anımda merhamet etmezsen kim merhamet eder. Vallahi bu halimle her gece sabahlarım, bu gece de böyle sabahlamam hak değil. Bu bir iki gecedir gelirsiniz diye beklerken, senin böyle yapmana Allah razı olmaz. Bu gece de bana gelmezsen bilirim ki, bana karşı sevgin yok. Benim bu halimi gören, düşmanım bile olsa bana merhamet eder. Akşam sabah gelip bir anlık oturman iş değildir. Kulun gelir, beni istemiyor musun diyerek, sabaha kadar ayağına yüzünü sürerdi. Benim sana olan bu halimi de Allah bilir. Eğer dünyada ömrüm tamam olsa, ölsem dahi seni düşünürüm. Val... Devamı

05 01 2011

DOLAŞIM SİSTEMİ NEDİR VUCUTTAKİ GÖREVİ

Dolaşım Sistemi Tüm canlı organizmaların yaşayabilmesi için beslenme-boşaltım, solunum yapması gereklidir. Gelişmiş yapılı, büyük vücutlu canlılarda besinlerin ve temiz havanın vücuda yayılmasını, hücrelerde oluşan artıkların boşaltım organlarına ulaştırılmasını sağlayan yapılara dolaşım sistemi denir. Dolaşım sistemi; çiçekli bitkiler, eklem bacaklılar, yumuşakçalar, derisi dikenliler ve omurgalı canlılarda bulunur. Genel olarak tüm sistemlerle ilişkili olan dolaşım sistemi kalp, damarlar ve kan dokusundan oluşur. İnsanlarda dolaşım sistemi; * Sindirilmiş besinleri, su ve mineralleri hücrelere taşıma, * Akciğerden alınan oksijeni hücrelere taşıma * İç salgı bezlerinin ürettiği hormonları hedef organlara iletme * Karaciğerin ürettiği ısıyı tüm vücuda yayma, * Hücrelerin ürettiği artık maddeleri böbreğe ve deriye taşıma, * Solunum sonucu oluşan karbondioksiti akciğerlere taşıma, * Bağışıklık elemanı olan akyuvar ve antikorları vücuda yayma görevlerini yaparlar. Devamı

30 12 2010

ATATÜRKÜN SÖZLERİ VE EY TÜRK GENÇLİĞİ

  Bir millet kendi kuvvetine dayanarak varlığını ve bağımsızlığını sağlamazsa şunun bunun oyuncağı olmaktan kurtulama   Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve istiklâle timsal olmuş bir milletiz.   Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun, istiklâlden mahrum bir millet, medenî insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye lâyık sayılamaz.  Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben milletimin en büyük ve ecdadımın en değerli mirası olan bağımsızlık aşkı ile dolu bir adamım. Çocukluğumdan bugüne kadar ailevî, hususî ve resmî hayatımın her safhasını yakından bilenler bu aşkım malumdur. Bence bir millete şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın vücut ve beka bulabilmesi mutlaka o milletin özgürlük ve bağımsızlığına sahip olmasıyla kaimdir. Ben şahsen bu saydığım vasıflara, çok ehemmiyet veririm. Ve bu vasıfların kendimde mevcut olduğunu iddia edebilmek için milletimin de aynı vasıfları taşımasını esas şart bilirim. Ben yaşabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple milli bağımsızlık bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri icap ettirirse, insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet icabı olan dostluk ve siyaset münasebetlerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak, benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin, bu arzusundan vazgeçinceye kadar, amansız düşmanıyım.  Milli egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar batar, mahvolur. Milletlerin esirliği üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkumdurlar.  Cumhuriyet fikir s... Devamı

30 12 2010

ELİNDE ELMA ŞEKERİ-ŞİİR.

Küçük bir kız çocuğu Üzerinde mavi önlüğü Sırtında sarı çanta Okula gidiyor,sallana sallana Dünya şimdilik onun için çikolata Yağmur yağıyor,zırdeli Saçları örülmüş,baklava dilimi Çamurlara basıyor usulca Ayağında kırmızı bot Bir de sökmüşse,yazı fişlerini Oh gönlü rahat ve hoş Minik ellinde pembe elmaşekeri Beyaz ponponlu kurdela başında Çalım atıyor,hayata ve yağmura CENGİZ DAMAR Devamı

30 12 2010

NASRETTİN HOCA (1208 1284) KİMDİR HAYATI

Nasreddin Hoca (1208-1284) Sivrihisar'ın Hortu yöresinde doğdu, Akşehir'de öldü. Babası Hortu köyü imamı Abdullah Efendi, annesi aynı köyden Sıdıka Hatun'dur. Önce Sivrihisar'da medrese öğrenimi gördü, babasının ölümü üzerine Hortu'ya dönerek köy imamı oldu. 1237'de Akşehir'e yerleşerek, Seyyid Mahmud Hayrani ve Seyyid Hacı İbrahim'in derslerini dinledi, İslam diniyle ilgili çalışmalarını sürdürdü. Bir söylentiye göre medresede ders okuttu, kadılık görevinde bulundu. Daha sonra Akşehir'e yerleşerek burada imamlık, kadılık ve müderrislik görevlerinde bulunur.Bu görevlerinden dolayı kendisine Nasuriddin Hâce adı verilmiş, sonradan bu ad Nasreddin Hoca biçimini almıştır. Onun yaşamıyla ilgili bilgiler, halkın kendisine olan aşırı sevgisi yüzünden, söylentilerle karışmış, yer yer olağanüstü nitelikler kazanmıştır. Bu söylentiler arasında, onun Selçuklu sultanlarıyla tanıştığı, Mevlânâ Celâleddin ile yakınlık kurduğu, kendisinden en az yetmiş yıl sonra yaşayan Timur'la konuştuğu, birkaç yerde birden göründüğü bile vardır. Nasreddin Hoca'nın değeri, yaşadığı olaylarla değil, gerek kendisinin, gerek halkın onun ağzından söylediği gülmecelerdeki anlam, yergi ve alay öğelerinin inceliğiyle ölçülür. Onun olduğu ileri sürülen gülmecelerin incelenmesinden, bunlarda geçen sözcüklerin açıklanışından anlaşıldığına göre o, belli bir dönemin değil Anadolu halkının yaşama biçimini, güldürü öğesini, alay ve eğlenme türünü, övgü ve yergi becerisini dile getirmiştir. Onunla ilgili gülmeceleri oluşturan öğelerin odağı sevgi, yergi, övgü, al... Devamı

29 12 2010

CAN YÜCEL KİMDİR ESERLERİ

Can Yücel (1926 - 12 Ağustos 1999), dünyaca tanınan modern Türk şairdir. Kullandığı kaba ama samimi dil ile Türk şiirinde farklı bir tarz yaratmıştır. Hayatı Can Yücel, 1926'da İstanbul'da doğdu. Eski Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in oğludur. Ankara ve Cambridge üniversitelerinde Latince ve Yunanca okudu. Çeşitli elçiliklerde çevirmenlik, Londra’da BBC’nin Türkçe bölümünde spikerlik yaptı. Askerliğini Kore’de yaptı. 1958’de Türkiye’ye döndükten sonra bir süre Bodrum’da turist rehberi olarak çalıştı. Ardından bağımsız çevirmen ve şair olarak yaşamını İstanbul’da sürdürdü. 1956 yılında Güler Yücel ile evlendi. Bu evlilikten iki kızı (Güzel ve Su) ve bir oğlu (Hasan) oldu. Son yıllarında Datça’ya yerleşti ve her hafta Leman, her ay Öküz dergilerinde yazıları ve şiirleri yayımlandı. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel`e hakaretten yargılanan Yücel, 18 Nisan seçimlerinde ÖDP`nin İzmir 1. sıra milletvekili adayı oldu. 12 Ağustos 1999 gecesi ölen şair, çok sevdiği günebakan çiçekleriyle uğurlanarak Datça'ya gömüldü. Yazarlığı   Can Yücel, 1945-1965 yılları arasında `Yenilikler`, `Beraber`, `Seçilmiş Hikayeler`, `Dost`, `Sosyal Adalet`, `Şiir Sanatı`, `Dönem`,`Ant`, `İmece` ve `Papirüs` adlı dergilerde yazdı. Daha sonraları `Yeni Dergi`, ‘Birikim`, `Sanat Emeği`, `Yazko Edebiyat` ve `Yeni Düşün` dergilerinde yayımladığı şiir, yazı ve çeviri şiirleri ile tanınan Yücel, 1965`ten sonra siyasal konularda da ürün verdi. 12 Mart 1971 döneminde Che Guevara ve Mao'dan çeviriler yaptığı gerekçesiyle 15 yıl hapse mahkum oldu. 1974’de çıkarılan... Devamı

26 12 2010

ZÜMRÜT TAŞI VE NELERE İYİ GELİR

Zümrüt (Be3Al2SiO6) beril mineralinin bir türü. Yeşil renkli, saydam değerli bir taş.Berilin Mohs skalasında sertliği sekizdir. Işığı kırma ve saçılıma uğratma gücü çok yüksek olmayan zümrüt, yakın değerdeki diğer değerli taşlara oranla fazla parıldamaz. Britanya Kraliyet Mücevherleri de dahil, en kaliteli zümrütler Kolombiya'dan ihraç edilmektedir. Burada zümrütler damarlar içinde kalsit ve pirit ile beraber oluşmuştur. Saf zümrütler çok nadirdir, zümrüt kristalleri genellikle başka mineraller (kapanımlar) ve küçük lekeler içerir. Bunun sonucunda sentetik zümrüt üretimine istek artmıştır. Bu sentetik zümrütlerin özgül ağırlıkları ve refraktiv indeksleri doğal zümrütlere göre biraz daha düşüktür. Ural zümrütü diye tanınan taş aslında zümrüt değil, grenadır. Brezilya zümrütü ise aslında yeşil turmalin, Cape zümrütü ise prehnittir. Ayrıca akşam zümrütü olarak da anılan taş peridottur ve zümrüt değildir. Kültürel ve tarihi önemi Mısır'daki zümrüt madenlerinin geçmişi M.Ö. 1650 yılına kadar uzanır. Zümrüt yüzyıllardır mücevher olarak kullanılmaktadır. Zümrüt geleneksel olarak Mayıs ayının doğum taşı olarak kabul edilmiştir. Ayrıca bazı kültürlerde zümrüt 55. evlilik yıl dönümü için geleneksel bir hediyedir. Yeşil renginden dolayı bereket, doğurganlık ve yağmur simgesi olarak bilinir. Düş gücünü geliştirdiğine, belleği güçlendirdiğine inanılır. Kadında ve erkekte üretkenliği artırır. Göz ağrıları, iltihap ve kırıklığı giderir. ... Devamı

26 12 2010

BİR YELKENLİ GEMİ GEÇSE-ŞİİR

Bir uzun hava türkü tutturdum Şarhoşluğumu avutsun diye Belkide rakıma meze olur Biliyorum benim ki züğürt tesellisi Ne yanımda sevgilim var Nede karşımda boğaz manzarası Şu çamurlu sığ sulardan Yelkenleri renklimi renkli Bir yelkenli gemi geçse Şerefine kadehimi kaldırırım İçindekilerde bana yalandan el sallasa Sonra omzuma beyaz bir martı konsa Buyur ederim Halil ibrahim sofrasına Keyfi bilir içmezse içmesin Bende Israr yok,halden anlarım Ona tuttuğum balıklardan veririm Birde oltama balık vursa Kalleş balıklar vurmazsanız vurmayın Bu merette mezesiz içilmez ki Kahretsin sigaramda bitmiş Göz kapaklarım düştü düşecek Biliyorum buradan sabaha karşı Yelkenleri renklimi renkli Bir hayalet yelkenli gemi geçecek CENGİZ DAMAR Devamı

20 12 2010

GÜZEL KADIN KİME DENİR

Bir güzel bayan görünce Türk erkekleri acaba hangi lafları aklından geçirir veya dile getirir. Ben güzele güzel demem,güzel benim olmayınca Maşallah nazar değmez inşallah Allah özenip bezenip yaratmış Allah sahibine bağışlasın.. Anasına bak kızına al diye boşuna dememişler. Güzele bakmak sevaptır demişler. Yavrum,uf ulan,şuna bak, edebiyatına girmeden,güzellik kişilerin bakış açısına ve estetik anlayışına göre değişen bir şey. Güzellik yarışında bile herkesin bir fovorisi olur ve o güzel kazanamayınca hakkının yendiği onu beğenen tarafından,dile getirilir. Kadın güzelliğinin bir standart ölçüsü var mıdır? Çok değil bir kaç yıl öncesine kadar,bayanlarda vucut ölçüleri 90.60. 90'sa güzel vucudu olduğunu ilan etmeye yeten ve tartışılmayan dünya ölçüleriy di. Ama son yıllarda bu ölçüyü de yetersiz bulanlar ve yeni yeni standart ölçüler ortaya koymaya çalışan bu işin uzmanları var. Bazı erkekler kadında,yüz güzeliği (cemal)  arar ve detaylara da takılırlar. Yüzde, göz,dudak,kaş,hokka gibi burun veya saçları,ellerini,bacaklarını,ön plana çıkarıp güzelliği ona göre değerlendirirler. Bütün erkekler,karşısındaki kadının bir tarafının güzelliğini görür ve onu ön plana çıkarır. Yani çirkin kadın yoktur,bakımsız kadın vardır. Belkide bu söz uzun uzun söylenecek,kelimelerin özeti. Tabi bir güzellik bütün vucudun birbirine orantısına uyumlu olması demektir. Yüz güzelliğinde köşeli bir yüz,standart güzellik kavramında pek prim bulmaz. Tabiki şimdi makyaj hileleri ile bu işin eğitimini görmüş güzellik uzmanları,hatalı kısımları bile ön plana ç... Devamı

20 12 2010

SENİ BULUTLARDA GÖRDÜM-ŞİİR.

Bugün yine seni düşündüm  Cennet bahcesindeki hayalini Bulutlarda gördüm Dudaklarını,gülüşünü,gözlerini Adeta pamuk pamuk bulut olmuştu Şimalden bir kıskanç rüzgar  esti, Gözlerimin önünde Gözlerinin renginde Boynunu bükerek,mavi bir güvercin Nazlı nazlı kanat çırparak,uçup gitti Ayrılığa gözyüzü isyan etti Kükredi,şimşekler çaktı Birden güz yağmurları başladı Sicim gibi ip ince gözyaşın diye,avuçlarımı açtım ellerim doldu inci ile Onları tek tek,ipe dizdim, Kuğu boynuna kolye yaptım Elbet birgün,bulutlarla dönersin diye Kapının girişine astım CENGİZ DAMAR. Devamı

20 12 2010

ETİMOLOJİ NEDİR TEMEL DÜŞÜNCELERİ

Eski Yunanca ἐτυμολογία, etimología < ἔτυμος, étymos - asıl, hakiki, gerçek + λόγος, lógos - söz, kelime). ya da Kökenbilim, bir dildeki sözcüklerin kökenlerini ve bunun bir gereği olarak o dilin diğer dillerle ve o dili konuşan toplulukların geçmişten bugüne diğer topluluklarla olan kültürel ilişkilerini araştırır. Bir başka tabirle kökenbilim, bir kelimenin ya da dildeki benzer bir kullanımın gelişme sürecinin ilk ortaya çıkışından itibaren izlenmesi, hangi dillerde ne şekilde yayıldığının tespit edilerek parça ya da bileşenlerinin analiz edilmesi bilimidir. Eskiden kullanılan ve Arapça kökenli olan ismi ise iştikak ilmidir. Kökenbilim uzmanlarına etimolog, kökenbilimci veya iştikakçı denir. Ayrıca, etimologlar artık hakkında doğrudan bilgi edinilemeyecek ölü diller hakkında, kalıntı ve bulguları takip ederek çeşitli sonuçlar çıkartırlar. İlgili dillerdeki kelimeleri karşılaştırarak ortak ana dil hakkında daha fazla bilgi elde edilebilir. Bir sözcüğün en eski, kaynak şekline etymon denmektedir. Etimolojideki Temel Düşünceler Sözcüklerin ezici çoğunluğu A) bir dilde varolan köklerden o dilin geçerli morfoloji (yapıbilim) kurallarına göre türetilir, VEYA B) o dilin kültürel temas içinde olduğu başka bir dilden ödünç alınır. Bu iki genel kategori dışında, C) kendine özgü ayrı bir morfolojik sisteme tabi olan yansıma sesler (onomatopeler), D) tüm dillerde ortak bir yapı sergileyen bebek sözcükleri (infantilism, Lallwort), E) ünlemler, F) cins adı veya sıfat veya fiil olarak kullanılan özel adlar ve ticari markalar mevcuttur. 20. yüzyılda G... Devamı

14 12 2010

ANTROPOLOJİ İNSAN BİLİMİ NEDİR

İnsan bilimi ya da antropoloji (Latince: anthrop- "insan, adam" ve logia "bilim"; anthropologia, tarih: 1593), insanın ve insanlığın incelenmesini konu alan bilim dalıdır. İki anlamda holistiktir: tüm zamanlarda yaşamış olan veya yaşayan tüm insanlara ilişkindir ve insanlığın tüm boyutlarını kapsar. Prensipte, tüm toplulukların tüm kurumlarıyla ilgilenir. Antropoloji özellikle kültürel görecelilik, bağlamın derinlemesine incelenmesi ve kültürler-arası karşılaştırmalara verdiği önem ile diğer sosyal disiplinlerden ayrılır. Antropoloji metodolojik açıdan çok zengindir ve hem nitel metotları hem de nicel metotları kullanır. Antropoloji disiplinin tarihinde etnografiler önemli bir yer tutmuş ve bir anlamda odağı oluşturmuştur. Bununla birlikte özellikle 20. yüzyılda etnografik çalışmaların ve etnografik ilgi odaklarının farklı antropoloji alt-dallarında farklı eğilimler gösterdiği görülebilir. Örneğin tıbbî antropoloji’de 20. yüzyılın ortalarında çalışma odaklarında küçük topluluklardan, modern Batı toplumlarına doğru bir kayış olmuştur. Tarihi ve kurumsal bağlam Eric Wolf antropolojiyi “beşerî (insanî) bilimlerin en bilimseli, ve bilimlerin en insanîsi” olarak tanımlamıştır. Çağdaş antropologlar bazı ünlü düşünürleri önderleri olarak ileri sürmüşlerdir ve disiplinin çeşitli kaynakları ortaya atılmıştır; örneğin Claude Lévi-Strauss Montaigne ve Rousseau’nun önemli etkenlerden olduğunu iddia etmiştir. Antropoloji, Avrupalıların sistematik bir şekilde insan davranışını incelemeye teşebbüs ettikleri Aydınlanma Çağı’nın bir sonucu ve uzantısı olarak da anlaşılabilir. Hukuk, tarih, filoloji ve sosyoloji gibi gelenekler bu bilimleri... Devamı

14 12 2010

HACI BAYRAM VELİ KİMDİR HAYATI

Hacı Bayram Veli (1352-1429) Türk, mutasavvıf. Bayramilik Tarikatını kurmuş, Tanrı'nın insan gönlünde görünüş alanına çıktığı inancını savunmuştur. Gerçek adı Numan olan Hacı Bayram Veli, Ankara yakınlarında Solfasol köyünde doğdu, Ankara da, bugün Hacı Bayram Camii'nin bulunduğu yerde öldü. Babası, tarımla geçinen Koyunluca Ahmed'dir. Numan, bir süre babasının tarlasında çalıştı.;okumaya olan eğilimini sezen babası, onu Ankara'da Karamedrese'ye verdi. Numan orayı bitirince, bilgisini arttırmak amacıyla, Bursa'ya gitti, orada da bir süne öğrenim gördükten sonra Ankara'ya döndü. Önceleri Halveti ve Nakşıbendi tarikatlarından esinlendi, kısa süre içinde konuşmalarının etkisi, bilgisinin genişliğiyle ün sağladı. Ününü duyan Şeyh Hamidüddin, onu Kayseri'ye çağırdı. Numan Kayseri'ye gidip bir süre Şeyh'in yanında kaldı. Kurban Bayramı'nda geçen bu olay nedeniyle Şeyh ona "Bayram" adını verdi. Bir süre sonra Şeyh ile hacca gidince Hacı Bayram, Kayseri'de Şeyh Hamidüddin'den tarikat geleneğine göre "ışık" denen gerekli bilgiyi aldıktan sonra kendini tasavvufa verdi, sonradan Bayramilik adıyla bilinen tarikatın ilk öğelerini oluşturdu. Çevresinde toplananların çoğalması, tasavvuflal ilgili düşüncelerinin şeriatla bağdaşmaması üzerine, kendisine kuşkulu, sakıncalı bir kimse diye bakıldı. Durumu öğrenen Sultan II. Murad, onu Edirne'ye getirtti., bilgisinin derinliği, yüreğinin arınmışlığı karşısında duygulanınca söylenenlere inanmadı, onu Ankara'da Karamedrese'ye, sonra Bursa Medresesi'ne Müderris olarak atandı. Hacı Bayram Şeyh Hamidüddin'in ölümünden sonra, müderrisliği bıraktı, yaşamını tekkesinde, &cc... Devamı

14 12 2010

DADALOĞLU KİMDİR NEREDE YAŞAMIŞTIR HAYATI

'Dadaloğlu', Türk halk ozanı Osmaniye. Osmanlı Devleti'nin Anadolu Türkmenlerini iskân politikasına tepki olarak doğmuş isyanlarda yer aldığı anlaşılan tanınmış bir Halk ozanıdır. 18. yüzyılınson çeyreğinde doğup 19. yüzyılın ortalarında öldüğü bilinmektedir. Doğum ve ölüm tarihleri hakkında kesin bir bilgi olmamakla beraber eldeki kaynaklar 1785-1868 tarihlerini göstermektedir. Dadaloğlu, Güney illerinde dolaşan ve Toros dağlarında Kozan, Erzin, Payas yörelerinde yaşayan göçebe TürkmenlerinAvşar boyundandır. Yaşamı hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığımız Dadaloğlu’nun şiirleri yazılı kaynaklar aracılığıyla değil, sözlü gelenek sayesinde bugüne ulaşmıştır. Asıl adı Veli olan ve Türkmen-Avşar aşıklarının önde gelenlerinden biri olan Dadaloğlu, Kul Mustafa mahlasını da kullanan Aşık Musa’nın oğludur. Az da olsa eğitim almıştır. Daha çok Gavurdağı ve Ahır Dağı yörelerinde yaşadı. Çukurova'yı, Toroslar'ı, Orta Anadolu'yu dolaştı. Şiirlerinde göçerlik koşullarını, döneminde orta Anadolu’da hüküm süren aşiret kavgaları ve aşiretlerin Osmanlı Devleti ile savaşlarını duru ve yalın bir dille yansıttı. Dili Anadolu Türkmen boylarının kullandığı halk Türkçesiydi. Dadaloğlu Anadolu'nun halk şiiri geleneğine damgasını vurmuş en önemli sanatçılardan biri olmuştur. Osmanlı Devleti'nin göçebe olan Avşar, Karsantı, Sırkıntı, Bozdoğan, Kırıntı, Berber, Menemenci gibi Türkmen aşiretlerini yerleşik hayata geçirmek için verdiği uğraş, yer yer başkaldırılara ve çatışmalara neden olmuştur. Dadaloğlu'nun şiirleri, yerleşik yaşama geçmek istemeyen Türkmen aşiretlerinin çığlığı ve sözlü tarihi sayılabilir. Dadaloğlu, asıl ününü kavga türk&u... Devamı

14 12 2010

PİR SULTAN ABDAL ŞİİRLERİ

Ağ Gül İle Kırmızı Gül    Cem-i çiçeklerin hası    Ağ gül ile kırmızı gül    Deli gönül eğlencesi    Ağ gül ile kırmızı gül         Talip olmak pirindendir    Irenk almak gülündendir    Muhammed'in terindendir    Ağ gül ile kirmizi gül         Pir Sultan'ım ey gaziler    Alnımızda al yazılar    Talip de Pir'in arzular    Ağ gül ile kırmızı gül                 *** Açılsın Kapılar Şaha Gidelim Hızır paşa bizi berdar etmeden Açılsın kapılar Şaha Gidelim Siyaset günleri gelip yetmeden Açılsın kapılar şaha gidelim Gönül çıkmak ister, şahın köşküne Can boyanmak ister, Ali müşküne Pirim Ali on ik'imam aşkına Açılsın kapılar şaha gidelim Her nereye gitsem, yolum dumandır Bizi böyle kılan, ahd-ü amandır Zincir boynum sıktı hayli zamandır Açılsın kapılar şaha gidelim Yaz selleri gibi akar çağlarım Hançer aldım, ciğerciğim dağlarım Garip kaldım, şu arada ağlarım Açılsın kapılar şaha gidelim Ilgın ılgın eser seher yelleri Yare selam eylen urum erleri Bize peyik geldi, şah bülbülleri Açılsın kapılar şaha gidelim PİR SULTAN'ım eydür mürvetli şah'ım Yaram baş verdi, sızlar ciğergahım Arşa direk direk olmuştur ahım Açılsın kapılar şaha gidelim.               *** Ağlama Gözlerim Mevla Kerim'dir Gurbet elde bir hal geldi başıma, geldi başıma Ağlama gözlerim Mevla Kerim'dir Derman arar iken derde düş... Devamı