14 12 2010

EMPRESYONİZM SANAT AKIMI NEDİR

EMPRESYONİZM; İzlenimcilik anlamına gelen empresyonizmde sanatçılar dış dünyaya ait olanı; ışığı, renkleri, tepkileri, hüzünleri işlemekte ve yakalanan anlık konuları resmetmektedir. Bu akım ışık ile resim yapma olarak tanımlanmaktadır. İzledikleri temel kaynak güneştir. Konu ışık yansımaları arasında kaybolmuştur. 17. yüzyılda doğan Barok üslup, hayli değişmiş olarak 18. yüzyılda da varlığını sürdürmüştür. Barok sanatın gölge-ışık karşıtlığına dayanan çarpıcı, içe işleyici dramatik etkisi giderek kaybolmuş ve yerini daha yumuşak bir üsluba bırakmıştır. Bu dönemde ressamlar, atelyelerin loş ortamından çıkıp güneş ışığı altında resim yapmışlardır.  Bu dönemin en önemli temsilcileri Claude Monet, Auguste Renoir, Vincent van Gogh, Cezzanne, Toulouse Leatrec, Sisley, Camille Pissarro'dur.    Vincent van Gogh'un Arles'de Kahvehane tablosu On dokuzuncu yüzyılda, Delacroix'nın, Corot'nun, Turner'in klâsik paleti bırakarak empresyonizmi, bel­ki farkına varmadan, hazırlamışlardır.Bu hazırlama, dört başı mamur bir ekol halinde 1874 yılında kurulacak, az zamanda resim dünyasını etkisi altında bırakacaktı.  Hepsi 1830 ile 1841 arası doğmuş bir grup genç ressam 1860 yılında Paris'te buluşmuş,yeni bir akı­mın temellerini atmıştı. Bu ressamlar Claude Monet, Camille Pissaro, Sisley, Guillaumin, Degas, Cezanne, Berthe, Morizot ve Bazille idi. Genç ressamlar, birlikte çalıştıkları akademilerin öğretim sistemini benimsemiyor, artık eskimiş, dev­rini kapatmış çalışma metotlarından kaçmak istiyorlardı. Koyu gölgelerle ağırlaşmış çıplak model etütleri, antik heykellerden kopyalar, Rönesans estetiği­nin soysuzlaşmış prensipleri yerine; taze, canlı, doğ­rudan doğruya tabiattan ilham alan resim... Devamı

13 12 2010

YAY BURCU YAY BURCUNUN ÖZELLİKLERİ

Yay Burcu (22 Kasım - 21 Aralık) Yay’lar başkalarının zorlandığı konuları bile kısa sürede kavrar ve çözümler üretirler. Kavrama yetenekleri ve becerileri sayesinde her işin üstesinden kolayca gelebilirler. Dikkatsizce riske atılabilirler fakat hatalarından dersler çıkarmayı da bilirler. İçtenlikleri ve iyimserlikleriyle birçok arkadaş edinebilirler. Özgürlüğüne aşırı düşkün olan Yay’lar kısıtlanmaktan ve emir almaktan hoşlanmazlar. Dikkatsiz, kaprisli ve patavatsızdırlar. Çabuk sinirlenirler, kısa sürede sakinleşirler, kin tutmazlar. İnsanlarla çok kolay iletişim kurabilir. Keşfedilmemiş konuları araştırmayı, seyahat etmeyi, farklı yerleri görmeyi, yeni insanlarla tanışmayı, değişik kültürler öğrenmeyi severler. Para konusunda çok cömerttirler ve savurgandırlar. Yay’lar aynı anda birçok konu ile ilgilenebilirler. Bu da bilmedikleri şeyleri öğrenme merakındandır. İlgisini çekmeyen konularda sıkılırlar ve sıkıldıkları belli etmekten kaçınmazlar. Yay’lar hareketli olmalarından dolayı daima formdadırlar ve hareketli yapıları sayesinde tüm sporlarla ilgilenebilirler. Ancak açık hava sporlarını çok severler. Kendine olan güvenleri ve iyi niyetleri yüzleri yansımıştır. Devamı

12 12 2010

PANDOMİM SANATI NEDİR VE ÖNCÜLERİ

Pandomim (Pandomima) en basit anlatımıyla sözsüz tiyatro oyunudur. Gösteri sanatının dallarından biridir. Kısaca "mim" olarak ifade edilir. Pandomimde sanatçı, yüz mimiklerini, el-kol ve beden hareketlerini kullanarak temayı anlatmaya çalışır. Bir anlamda pandomim, evrensel bir tiyatro dili olarak kabul edilir. Milattan önceki dönemlerde Mim sanatının uygulandığı görülmüştür. Mim sözcüğü, "taklit etmek" veya "temsil etmek" anlamına gelen Grekçe "mimeisthai" sözcüğünden gelir. Fransızca pantomime kökenli bir sözcük olan pandomim sanatı, Türk Dil Kurumu tarafından şöyle açıklanmaktadır: "Düşünce ve duyguları müzik veya türlü eşyalar eşliğinde bazen dansla, bazen de gövde ve yüz hareketleriyle yansıtmayı amaçlayan oyun, sözsüz oyun." En ünlü pandomim sanatçılarına örnek olarak Marcel Marceau gösterilebilir. 1975 yılında Marcel Marceau “Kalbin Dili” (“Language of the Heart”) olarak adlandırılan pandomim sanatı ve kendi hayat ili ilgili kisa sessiz bir film yaptı. Charlie Chaplin, Laurel ve Hardy, sessiz sinema döneminde bu türün ilk temsilcilerinden olmuşlardır. Ülkemizde de Taner Barlas Mim Tiyatrosu bu konuda etkinlik göstermiştir. "Sessiz dil" pandomim, 17. yüzyıldan sonra, bale içinde de yer almaya başlamıştır. Oyunlar, Yeni Çağ ve yeni tiyatroyla beraber mistik konulardan uzaklaşıp gerçekçi dünyaya geçer. Realist akımlar ve akılcılık da bunu etkiler. Örnek bazı pandomim ifadeleri Bir elin yürek üzerine konması "aşk" duygusunu ifade eder. Gözler üzerine yerleştirilen ellerin aşağıya dogru çekilmesi "gözyaşı&... Devamı

07 12 2010

ATATÜRKÜN VASİYETİ VE İSTEKLERİ

Malik olduğum bütün nutuk ve hisse senetleriyle Çankaya'daki menkul ve gayrimenkul emvalimi Cumhuriyet Halk Partisi'ne paratideki şartlara, terk ve vasiyet ediyorum: 1. Nukut ve hisse senetleri, şimdiki gibi, İş Bankası tarafından nemalandırılacaktır. 2. Her seneki gibi nemadan, nispetleri şerefi mahfuz kaldıkça, yaşadıkları müddetçe, Makbule'ye ayda bin, Afet'e 800, Sabiha Gökçen'e 600, Ülkü'ye 200 lira ve Rukiye ile Nebile'ye şimdiki yüzer lira verilecektir. 3. Sabiha Gökçen'e bir ev de alınabilecek, ayrıca para verilecektir. 4. Makbule'nin yaşadığı müddetçe Çankaya'da oturduğu ev de emrinde kalacaktır. 5. İsmet İnönü'nün Çocuklarına yüksek tahsillerini ikmal için muhtaç olacakları yardım yapılacaktır. 6. Her sene nemedan mütebaki miktar yarı yarıya, Türk Tarih ve Dil Kurumlarına tahsis edilecektir. K.Atatürk Devamı

07 12 2010

HARBİYE MARŞI SÖZLERİ

yıldırımlar yaratan bir ırkın ahfadıyız, tufanları gösteren, tarihlerin yadıyız, kanla, irfanla kurduk biz bu cumhuriyeti, cehennemler kudursa, ölmez nigahbanıyız. yaşa varol harbiye, yıkılmaz satvetinle, göklerden gelen bir ses sana ne diyor, dinle: türk vatanı üstünde sönmez güneşsin sen, kartal yuvalarında, hürdür millet seninle. yüzyıllardır harbiye bu orduya şan verir, çıkardığı dehalar semalara yükselir baştan başa tarihtir mektebin her zerresi sarsılmayan azminle çelik kal'alar erir. şahikalar üstünde meydan okur bu erler yaklaşacak düşmana mezar olur bu yerler bağlayamaz bir kuvvet bu kasırga milleti tarihlere sorun ki bize "Ölmez Türk" derler.   KARA HARP OKULU MARŞININ BESTECİSİ ÇETİNEL, Cevdet Şakir (1905 Edirne-1989 İstanbul) Besteci, Topçu Albay İlk ve orta okulu Edirne'de okuduktan sonra, lise eğitimini Kuleli Askeri Lisesi'nde yapmış, 1929'da da Harp Okulu'ndan topçu subayı olarak mezun olmuştur. Yurdumuzun pek çok yerindeki topçu birliklerinde görev yapmış, 1960 yılında da emekli olmuştur. Emekli olduktan sonra TBMM Milli Saraylar Müdürlüğü yapmıştır. Sanatçı ünlü "Harbiye Marşı"nın bestecisidir. Not: Araştırmacı ve etnomüzikolog Etem Ruhi ÜNGÖR araştırmaları sonunda marşın bestesinin Albay Hüsnü ÖNCÜ'ye ancak sözlerinin Cevdet Şakir ÇETİNEL'e ait olduğunu ayrıntılarıyla birlikte Musiki mecbuasında açıklamış ise de askeri makamlar marşın bestecisinin Cevdet Şakir ÇETİNEL olarak tescil edildiğini bildirmiştir. Kaynak: Askeri Ressamlar ve Besteciler "İlhan ÇİLOĞLU" ... Devamı

07 12 2010

GOL KRALLARI-TÜRKİYE SÜPER LİĞİ GOL KRALLARI

2009-2010-MAKUKULA Kayseri       21 Gol 2008-2009-Milan Baros Galatasaray-20 Gol 2007-2008-Semih Şentürk Fenerbahçe-17 2006-2007-Alexsandro De Souza Fenerbahçe-19 2005-2006-Gökhan Ünal Kayserispor-25 2004-2005-Fatih Tekke Trabzonspor-31 2003-2004-Zafer Biryol Konyaspor-25 2002-2003-Okan Yılmaz Bursaspor-24 2001-2002-Arif Erdem Galatasaray,İlhan Mansız Beşiktaş-21 2000-2001-Okan Yılmaz Bursaspor-23 1999-2000-Serkan Aykut Samsunspor-30 1998-1999-Hakan Şükür Galatasaray-18 1997-1998-Hakan Şükür Galatasaray-33 1996-1997-Hakan ŞükürGalatasaray-38 1995-1996-Şota Arveladze Trabzonspor-25 1994-1995-Aykut Kocaman Fenerbahçe-27 1993-1994-Bülent Uygun Fenerbahçe-22 1992-1993-Tanju Çolak Fenerbahçe-27 1991-1992-Aykut Kocaman Fenerbahçe-25 1990-1991-Tanju Çolak Galatasaray-31 1989-1990-Feyyaz Uçar Beşiktaş-28 1988-1989-Aykut Kocaman Fenerbahçe-29 1987-1988-Tanju Çolak Galatasaray-39 1986-1987-Tanju Çolak Samsunspor-25 1985-1986-Tanju Çolak Samsunspor-33 1984-1985-Aykut Yiğit Sakaryaspor-20 1983-1984-Tarik Hoçiç Galatasaray-16 1982-1983-Selçuk Yula Fenerbahçe-19 1981-1982-Selçuk Yula Fenerbahçe-16 1980-1981-Bora Öztürk Adanaspor-15 1979-1980-Mustafa Denizli Altay,Bahtiyar Yorulmaz Bursaspor-12 1978-1979-Özer Umdu Adanaspor-15 1977-1978-Cemil Turan Fenerbahçe-17 1976-1977-Necmi Perekli Trabzonspor-18 1975-1976-Cemil Turan Fenerbahçe, Ali Osman Renklibay Ankaragücü-17 1974-1975-Ömer Kaner Eskişehirspor-14 1973-1974-Cemil Turan Fenerbahçe-14 1972-1973-Osman Arpacıoğlu Fenerbahçe-16 1971-1972-Fethi Heper Eskişehir-20 1970-1971-Ogün Altıparmak Fen... Devamı

06 12 2010

KARBON TESTİ-KARBON14 TESTİ BİLGİ

Karbon testi veya karbon 14 testi bir buluntunun yasini saptamaya yarayan testtir. Radyo-karbon testi, canlılara ait tüm kalıntılara uygulanabilir. Bu kalıntılar deri, kumaş, tahta, kemik gibi kalıntılar olabilir. Bunun için yaygın olan karbon 12’nin, çok daha az oranda bulunan radyoaktif olan karbon 14’e oranı ölçülür. Atmosferdeki karbon 12’nin karbon 14’e oranı, yüz binlerce yıldır hemen hemen aynı kalmıştır. Bitkiler, atmosferdeki karbonu fotosentez yoluyla bünyelerine alırlar. Bu alış-veriş sürekli olduğundan, karbon oranı bitki yaşadığı sürece aynı kalır. Bitkiler, besin zincirinin en altında bulunduğundan, onlarla beslenen hayvanlar da aynı karbon 12 / karbon 14 oranına sahip olurlar. Ancak bu oran canlı öldüğünde değişmeye başlar. Kararsız bir element olan karbon 14, bozunmaya başlar. Her 5730 yılda bir başlangıçtakinin yarısı kadar karbon 14 kalır. Bu şekilde, bir kalıntıdaki karbon 12 / karbon 14 oranı ölçülerek, kalıntının yaşı hesaplanır. Devamı

06 12 2010

SAMURAY KİME DENİR SAMURAY TARİHİ

Eski bir kitaptaki samuray betimlemesi Samuray (侍 ya da (nadiren) buşi 武士), eski Japonya'da soylu asker sınıfı için kullanılan bir terimdi. Samuray, eski Japoncada 'hizmet etmek' manasına gelen saburau kelimesinden türemiştir. Savaş, Japon kültüründe önemli bir yer teşkil eder. Ülkenin önemli klanları birbirleriyle pek çok kez karşı karşıya gelmiştir. Japon topraklarının sadece %20’sinin tarıma elverişli oluşu, toprak kavgasını doğurmuştur. Toprak savaşları da hem tinsel, hem de fiziksel gelişim ve mücadele yöntemlerini gerektirdiğinden, Samurayların gelişimi de bu olguya dayalıdır. M.Ö. 660'da Ölümsüz Savaşçı adıyla bilinen Jimmu Tenno, bir kabilenin başına geçti. Tenno ve kabilesi Yamato bölgesine yerleştiler. Yamato klanı Asya’ya çeşitli seferler düzenledi. Kore ve Çin’in kültürel zenginliklerinden, teknolojilerinden ve savaş sanatlarından etkilendiler. İmparator Keiko, tarihte "Shogun" unvanını taşıyan ilk kişi oldu. Bir nevi generallik rütbesi gibi de anlaşılabilecek Shogun unvanı, Keiko’nun savaş sanatlarında geldiği üst noktayı da belirliyordu. Onun oğlu Prens Yamato da savaş sanatları konusunda çok yetenekliydi. Korkusuz, güçlü, gözüpek bir genç olarak tanındı ve Samuraylık anlayışında bir örnek teşkil etti. Samuraylar "buşido" anlayışını temel almıştır. Buşido, "Savaşçının Yolu" anlamına gelir. Buşido felsefesinde korkunun yeri yoktur. Samuray, ölüm korkusunu yenmiş kişidir. Bu, dinginlik kazandırır ve efendiye sadakat sağlardı. 9.-12. yüzyıllar arasında samuraylar bir sınıf haline geldi. İki adla anılırlardı: Samuray (şövalye), Buşi (savaşçılar). Bu insanların bir kısmı yönetici sınıflara bağlıydılar. Bir kısm... Devamı

06 12 2010

SEVGİDE GÜNEŞ GİBİ OL SÖZÜNÜN ANLAMI MEVLANA

SEVGİDE GÜNEŞ GİBİ OL,DOSTLUK VE KARDEŞLİKTE AKARSU GİBİ OL. HATALARI ÖRTMEDE GECE GİBİ OL,TEVAZUDA TOPRAK GİBİ OL. ÖFKENDE ÖLÜ GİBİ OL. HER NE OLURSAN OL,YA OLDUĞUN GİBİ GÖRÜN,YA GÖRÜNDÜĞÜN GİBİ OL  Mevlana bu ünlü sözünde insanlara nasihat vermektedir.   SEVGİDE GÜNEŞ GİBİ OL. Bilindiği gibi güneş her canlının üzerine eşit olarak doğmakta, batmakta ve onu ısıtmakta Birisini sevip öbürünü sevmeme gibi bir durumdan uzak durmamızı ve herkese eşit davranmamızı ve güneş gibi her canlıya sıcak bir dost olarak yaklaşmamızı ögüt vermekte.   DOSTLUK VE KARDEŞLİKTE AKARSU GİBİ OL. Bu cümlede de dostluğun ve kardeşliğin,önemini vurgulamakta,akarsuya benzetmesi. Akan suyun üzerinde pislik oluşmadığını ve akarsuyun bu pislikleri alıp uzaklara götürmesi ve kendisini devamlı temiz tutması. Dostluğu ve kardeşliği aynı ayarda görmesi ve bu ilişkilerde akarsu gibi temiz olunmasını ögütlemekte.   HATALARI ÖRTMEDE GECE GİBİ OL. Buradaki gece karanlığı anlatmakta ve karanlıkta kusurların,hataların görünmiyeceği için insanlardan gece gibi olmasını istemekte.   TEVAZUDA TOPRAK GİBİ OL. Mevlana burada yine benzetmeler eşliğinde övütlerine devam ediyor. Tevazu:Alçak gönüllülük demek. Toprak verimlidir ne dikersen sana onu kat kat geri verir ve toprak sana verdiği nimetleri sunarken kibirlenmez. Bakmayı bilen gözler onun böbürlenmeden bize verdiği nimetleri görür ve bu cümlesinde kibirden uzak durmamızı nasihat etmekte. ÖFKEDE ÖLÜ GİBİ OL. Mevlana celalettin Rumi’n... Devamı

06 12 2010

SOSYALİZM NEDİR TARİHÇESİ

Sosyalizm iktidar ve üretim araçlarının halk tarafından kontrol edildiği bir toplum fikrine dayanan bir düşünce sistemidir.  Bununla birlikte sosyalizmin fiili anlamı uygulamada zaman içinde değişmiştir. Siyasi bir terim olması nedeniyle sınıfsız bir toplumun oluşturulması amacıyla devrim ya da toplumsal evrimle örgütlü bir emekçi sınıf kurulmasıyla doğrudan bağlantılıdır. Sosyalizm kökenlerini sanayileşme dönemindeki aydınlanma düşüncesinde dile getirilen siyasal ve sosyal eşitlik isteğinden almıştır. Giderek artan bir şekilde modern demokrasilerde de sosyal reformlar üzerine yoğunlaşılmaya başlanmıştır. Sosyalizm ve sosyalist terimi bir dizi ideolojiye bir ekonomik sisteme varolmuş yahut varolan bir devlete işaret edebilir. Marksist teoride sosyalizm kapitalizmin yerini alacak ve daha sonra sosyalist yapı kendiliğinden söneceğinden komünizme dönüşecek bir topluma işaret eder.marksizm ve kominizm sosyalizmin dallarıdır. Terimin ilk kullanılışı 19. yüzyılın başına kadar gider. İlk kez 1827’de İngilizcede özgönderimsel olarak robert owen ’ın takipçilerini adlandırmak için kullanılmıştır. Fransa’da yine özgönderimsel olarak 1832 yılında l’Encyclopedie nouvelle’deki saint simon ardından pierre ve J. Regnaud’un fikirlerinin takipçisi olanlar için kullanılmıştır. Kelimenin kullanımı hızlı bir biçimde yayıldı ve değişik zamanlarda ve yerlerde değişik şekillerde kullanıldı. Farklı kişiler ve gruplar kendilerini sosyalist ve sosyalist karşıtı olarak tanımladılar. Sosyalist gruplar arasında büyük farklılıklar olmakla birlikte neredeyse hepsi  toplumun seçkin bir azınlığına hizmet etmektense halk çoğunluğuna hizmet eden bir iktisat bilimiyle birlikte dayanışma prensiplerine göre işleyip eşitlikçi toplumu savunarak sanayi ve tar... Devamı

04 12 2010

VİTAMİNLERİN FAYDASI VE ADET ÖNCESİ GERGİNLİK

Harvard Tıp Fakültesi ve Amerikan Beslenme Bilimi Derneği araştırdı, Newsweek açıkladı. İşte 'Hangi rahatsızlıkta, hangi yaşta, hangi vitamin, ne kadar kullanılmalı?' sorularının yanıtları Newsweek dergisi, son sayısının kapağını beslenme şeklinin sağlık üzerindeki etkilerine ayırdı. Harvard Tıp Fakültesi ve Amerikan Beslenme Bilimi Derneği'nin hazırladığı dosyada, vücudu sayısız hastalığa karşı koruyan vitaminlerin hangi besinlerde olduğu, ne dozda alınması gerektiği incelendi. İşte o sonuçlar: B6 VİTAMİNİ Neye yarar?: Damarlara zarar veren 'homocysteine' isimli kimyasalın seviyesini düşürür. Dozu: 31-50 yaş: günde 1,3 mg 51+: Günde 1,5-1,7 mg Kaynaklar: Baklagiller, et, balık, turunçgiller, muz, karpuz. B12 VİTAMİNİ Neye yarar?: Sinir hücrelerini korur. Hafızayı güçlendirir. Dozu: 31+: günde 2,4 mg. Kaynak besinler: Et ve süt gibi hayvansal ürünler, güçlendirilmiş tahıllar. C VİTAMİNİ Neye yarar?: Katarakt ile meme ve mide gibi bazı kanser türlerine yakalanma riskini azaltır. Dozu: 31+: 75-90 mg Kaynak besinler: Turunçgiller, brokoli, dolmalık biber, lahana, çilek. FOLİK ASİT Neye yarar?: Hamilelikte alınırsa doğumdan gelen kusurları önler, kolon kanseri ve Alzheimer'a karşı koruyucudur. Dozu: 31+: Günde 400 mcg. Hamilelerde: 600 mcg. Kaynak besinler: Ekmek, makarna ve kahvaltılık gevrekler, baklagiller, ıspanak, brokoli ve portakal suyu. A VİTAMİNİ Bulgu ve endişeler: Görme yeteneğini korur, katarakt riskini azaltır. Ancak fazlası kemiklere zarar verebilir. Dozu: 31+: erkeklerde 3000 IU (uluslararası birim), kadınlarda 2333 IU Kaynaklar: Havuç, tatlı patates ve mango. D VİTAMİNİ Neye yarar?: Kalsiyumla birlikte alındığında kemik kırılmasına karşı korur. Yüksek dozda alındığında kolon, meme ve yumurtalık kanserini önlemeye... Devamı

02 12 2010

STRES VE STRESTEN KURTULMAK İÇİN NELER YAPMALIYIZ.

Günlük hayat sırasında stres uyandıran pek çok olayla karşı karşıya geliyoruz. Stresle başa çıkma, kendi kaynaklarımızı aşan bu içsel ve dışsal taleplerin üstesinden gelebilmemiz olarak tanımlanıyor. Davranışsal, duygusal ve motivasyonel yanıtlarımızın tümüyse bizim stresle başa çıkma yollarımızı oluşturuyor. Bilimsel yaklaşımda iki farklı "başa çıkma stratejisi"nden bahsediliyor. İlki, " problem odaklı başa çıkma ". Bu stratejide insanlar stres kaynağını dolaysız, fiziksel davranım ya da gerçekçi sorun çözme aktiviteleriyle yenmeye çalışıyorlar. Tehdit edici unsuru yok etme ya da zayıflatma, kaçma ya da gelecekteki stresi önleme bu stratejideki yanıtlardan yalnızca birkaçı. " Duygu odaklı başa çıkma " stratejisinde ise stres kaynağı değiştirilmiyor ancak kişi bu stres varlığında kendisini daha yi hissettirecek aktivitelere yöneliyor. Örneğin, kaygıya karşı ilaç kullanma, rahatlama egzersizleri, psikoterapi bu stratejinin içinde yer alan yöntemler. Uzmanlar, stresle etkili bir şekilde başa çıkabilmek için kişisel kaynakların algılanan sorunla eşleşebilmesi gerektiğini vurguluyor. Bu yüzden de kişi deneyim yoluyla ne kadar çok yöntem geliştirirse, stresle başa çıkabilme başarısı da o denli artıyor. Çağımızda çevresel ve sosyal uyarıcıların yoğunlaşması ve bu uyarıcıların şiddetinin gitgide artması, stres denilen olgunun ortaya çıkmasına zemin hazırlanmaktadır. Ancak stresin oluşumunda çevre kadar kendi algılama ve düşünme biçimimizin de büyük bir etkisi vardır. Kendi bilişsel yapımızı daha iyi anlayarak, stres düzeyimizi denetleyebileceğimiz görülmüştür.   Eğer çevremizdeki herşeyi, siyah-beyaz gibi karşıtlıklar içinde görüyor... Devamı

02 12 2010

SIRADAN AŞKLAR BANA YAKIŞMAZ-ŞİİR

  Ben uzaklardakini sevdim Ulaşılmaz olanı istedim Sıradan aşklar bana yakışmaz Beni hasret sevgililer yaşatır Özlemini çekmeliğim içimde Yavru kuşların annesini beklediği gibi Benim aşkım sert taşlara yazılmalı Asırlar boyu orda kalmalı Karanlık gecelerimde seni görmesemde Güneş`e sakladım inci yüzünü Şiir sesini duymasamda Deli rüzgarlara ısmarladım kokunu Sadece penceremin önüne konan Posta güvercinleriyle haber yolla Rüyalarım yeter bana Sana her gece hasretle Sana her gece arzu ile Sarılırım ateşten bedenine Cengiz Damar. Devamı

26 11 2010

MESAJ VAR-ÖYKÜ

Üye olduğum bir edebiyat sitesine, zaman,  zaman olduğu gibi yine bir şiirimi yolladım ve o gün ki gönderilen şiirleri de okumaya henüz başlamıştım ki... Mesajınız var! Yazısı dikkatimi çekti ve tıklayarak, okumaya başladım. Mesajda şunlar yazıyordu ve yollayan bir bayandı. Beyefendi: İzin verirseniz, şiirinizi kullanmak istiyorum. Sadece mesajda yazan bundan ibaretti. Meraklanmıştım ve bende ona bir cevap yazdım. Hanımefendi: Şiirimi ne şekilde kullanmak istiyor sunuz anlamadım? Açıklarsanız, neden olmasın. Saygılarımla... Biraz sonra mesajıma cevap geldi. Beyefendi: Yazmış olduğunuz şiir, benim üst katım da oturan komşumu tarif ediyor ve ben onunla mahkemeliğim, mahkemeden de tahliye kararı çıktı. Yarın bir gün evi tahliye edecek, zaten kiracı idi, yalnız ona bazı şeyleri hiç söyleyemedim, sizin yazmış olduğunuz şiir benim duygularıma tercüman olacak ve ben bu şiiri onun posta kutusuna izin verirseniz atmak istiyorum. Saygılarımla... Tekrar bir mesaj yazdım: Hanım efendi: Yazmış olduğum bu şiir, ne yazık ki etrafımızdaki gerçekleri yansıtan sosyal içerikli ve ben bunu topluma bir mesaj niteliği vermesi için yazmıştım. Bu mesaj yerini bulacaksa bilakis memnun olurum.  Yalnız bu şiiri o üst kat komşunuz okuyunca size bir zarar vermesin? Saygılarımla... Mesajıma hemen cevap gelmişti. Beyefendi: Anlayışınıza çok teşekkür ederim, o konuda endişelenmenize hiç gerek yok. Ben bunu göze aldım ve ona bir şekilde hiç bir şey söyleyememiş olmak beni kahredecekti. Bu şiir beni o dertten kurtaracak, buna emin olun. Saygılarımla... Benden istenilen şiirim şu idi... Ormanı yakanın gözü kör olsun Kentlere indi ayılar İsim değiştirip oldu dayılar Bellerinde altı patlar Tutmuşlar köşe başlarını Gerilmiş bütün kaslar... Devamı

24 11 2010

PARADOKS NEDİR PARADOKSUN ANLAMI

Türkçe'ye Fransızca paradoxe sözcüğünden türeyerek giren paradoks sözcüğünün, etimolojik anlamda kökeni Yunanca paradoxos yani "karşıt/çelişen (düşünce)"dir. Paradoxon, paradoks (karşıt düşünce) içeren iddia anlamındadır. (Yunanca para: Yan(ında), boyunca; üzerinden, dışa; karşı. Yunanca doxa: Düşünce; niyet. Ayrıca Yunanca dogma: Düşünce; karar; tez.) Bu Yunanca kökenli sözcüğün Latince'ye paradoxus olparak girmesi, sözcüğün daha sonra (17. yüzyılda) Batı dillerinde yer almasını sağlamıştır. (Yıldızla belirtilmiş referanslar.) Kökende sözcük 'kabul görmüş bir düşünceyle çelişen, karşıt bir ifade' anlamında kullanılırken, bugün bu anlamdan ziyade yukarıda belirtilen felsefi ve mantıki anlamda kullanılmaktadır. Devamı

22 11 2010

BİR İÇİM SUYDU-ŞİİR

İsmi su idi O su tadında bir kadındı Gözlerinden yaş değil Yağmurlar sel olur akardı Adına tezat Suya hasret topraklar gibi Bakir dudakları Çizgi, çizgi çatlaktı Belki de sam rüzgârlarıyla Çatlamış dudakları Çöllerde Öpüşmüştü Kavrulmuş teninden belliydi Vahaların kadını hiç değildi Ama çağlayanlardan, Şelalelerden Vuslat Türküleri söyleyerek Akan derelerden, daha güzeldi Deniz dalgalarını andırırdı Siyah uzun dalgalı saçları Nehirlerin kenarında Suya eğilmiş, söğüt dallarının Serinliğini avuçlarında saklardı CENGİZ DAMAR ... Devamı

01 11 2010

KARL MAKX KİMDİR VE SİYASİ FELSEFESİ

 İsim: Karl Marx  Doğum tarihi: 5 Mayıs 1818, Trier, Almanya  Ölüm tarihi: 14 Mart 1883, Almanya, Londra, İngiltere  Okul/gelenek: Marksizm kurucusu  İlgilendikleri: Politika, iktisat bilimi, sınıf mücadelesi  Etkilendikleri: Kant, Hegel, Feuerbach, Stirner, Smith, Ricardo, Rousseau, Goethe, Fourier  Etkiledikleri: Luxemburg, Lenin, Stalin, Trotsky, GramsciMao, Guevara, Sartre, Debord, Frankfurt okulu, Negri    Karl Heinrich Marx (okunuşu: Karl Marks) (5 Mayıs 1818 Trier - 14 Mart 1883 Londra), Alman filozof, devrimci, ekonomist ve siyasetçidir. Üniversitede okuduğu dönemlerde ünlü Alman düşünür Hegel'den etkilenmiştir ve genç Hegelciler akımının içinde yer almıştır. Öğrencisi olduğu Hegelci öğretiyi keskin bir eleştiri süzgecinden geçirmiştir. Diyalektik yöntemin yaratıcısı sayılabilecek Hegel'in diyalektik yöntemi kullanış biçimini eleştirmiştir. Marx'a göre Hegel'in öğretisi başaşağı duruyordu. Çünkü Hegel'in öğretisinin temelinde idealizm vardı ve bu yüzden tez-antitez-sentez sarmalında bilinç asıl öğe idi. Dr. Karl Marx ise maddenin bilinci belirlediğini ileri sürdüğünden, sarmalın ilk aşamasında maddenin varolması gerektiğini, maddenin bilinci ortaya çıkardığını savunuyordu. Hegel'in öğretisine materyalist bir eleştiri getirerek Diyalektik Materyalizm gibi bir kavramın ortaya çıkmasında etkin bir rol oynadı. Felsefede, Diyalektik Materyalizm akımının, ekonomik-siyasi-felsefi bir sistem olarak da komünizmin teorisyenlerindendir.   Marx'ın düşüncesinin temelini klasik Alman felsefesi, Fransız sosyalist akımı ve İngiltere'nin ekonomi-politiği oluşturmaktadır. Artı-değer teorisi ile kapitalizmin sömürü sistemini bir belirsizlikten k... Devamı

01 11 2010

DENİZ GEZMİŞ KİMDİR HAYATI VE NEREDE İDAM EDİLDİ

Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO)'nun kurucu ve yöneticilerinden Deniz Gezmiş, 27 Şubat 1947'de Ankara'nın Ayaş ilçesinde doğdu. .................... Deniz Gezmiş, (d. 27 Şubat 1947, Ayaş-Ankara – ö. 6 Mayıs 1972, Ankara). THKO örgütünün kurucusu. Hayatı 1965'ten sonra Türkiye'de gelişen gençlik hareketinin en önemli önderlerinden ve Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO)'nun kurucu ve yöneticilerinden Deniz Gezmiş, 27 Şubat 1947de Ankara'nın Ayaş ilçesinde doğdu. Öğretmen bir ailenin çocuğu olması sebebiyle ilk ve ortaöğrenimini Sivas'da, liseyi İstanbul'da okudu. Gezmiş, henüz lise öğrencisiyken sol düşünceyle tanıştı ve kendini dönemin eylemleri içinde buldu. 1965'de Türkiye İşçi Partisi (TİP)'nin Üsküdar ilçesine üye oldu. İlk kez 31 Ağustos 1966'da Ankara'dan İstanbul'a yürüyen Çorum Belediyesi temizlik işçilerinin Taksim Anıtı'na çelenk koymaları sırasında işçileri destekleyen ve Türk-İş yöneticilerini protesto eden gösteri sırasında gözaltına alındı.  Kasım 1966'da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine girdi. Ardından 19 Ocak 1967'de Türkiye Milli Talebe Federasyonu (TMTF) binasının yedd-i emine verilmesi sırasında çıkan olaylarda yakalandı ve bir gün sonra iki arkadaşıyla çıkarıldığı mahkeme tarafından serbest bırakıldı. 22 Kasım 1967'de öğrenci örgütlerinin düzenlediği Kıbrıs Mitingi sırasında Aşık İhsani ile birlikte ABD bayrağını yaktıkları gerekçesi ile gözaltına alınıp daha sonra serbest bırakılan Deniz Gezmiş, Hukuk Fakültesi'nde birlikte okuduğu arkadaşlarıyla birlikte 30 Ocak1968'de Devrimci Hukuklular Örgütü... Devamı

01 11 2010

FARABİ KİMDİR VE ESERLERİ

  (Arapça أبو نصر محمد الفاراب Abū Nasr Muhammad al-Fārāb, Farsça: محمد فارابی Mohammad-e Fārābī; d. 870 Farab - ö. 950 Şam), Fars asıllı ya da Türk asıllı İslam felsefecisi (Maveraünnehir).   Farabi Asıl adı:Muhammed bin Tahran bin Uzlug olan ve Batı kaynaklarında "Alpharabius" adıyla anılan Farabi, Farab (Otrar kenti)'da doğduğu için Farabi (Farablı) diye anılır. İlk öğrenimini Farab’da, medrese öğrenimini Rey ve Bağdat’ta gördükten sonra, Harran’da felsefe araştırmaları yaptığı yıllarda tanıştığı Yuhanna bin Haylan’la birlikte Aristoteles’in yapıtlarını okuyarak gezimciler okulunun ilkelerini öğrendi. Halep’te Hemedani hükümdarı Seyfüddevle’nin konuğu oldu. Farabi'yi anlatan kitaplar, İslam aleminde Ebul Hasan el-Beyhaki, İbn-el-Kıfti, İbn bu Useybiye, İbn el-Hallikan adlı yazarlar tarafından Farabi'nin ölümünden birkaç yüzyıl sonra gerçekleştirildi. Ama bu yapıtlar, birer araştırma olmaktan çok, Farabi'yle ilgili söylenceleri derliyor,bir felsefeciyle değil, bir ermişi açıklıyordu. Aristotales’in ortaya attığı madde ve suret kavramını hiçbir değişiklik yapmadan benimseyen, eşyanın oluşumunda, yani yaradılışta madde ve sureti iki temel ilke olarak gören Farabi’nin fiziği de, metafiziğe bağlıdır. Buna göre, evrenin ve eşyanın özünü oluşturan dört öğe (toprak, hava, ateş, su) ilk madde olan el-aklül-faalden çıkmıştır Söz konusu dört öğe, birbirleriyle belli ölçülerde kaynaşır, ayrışır ve içinde bulunduğumuz evreni (el-alem) oluştururlar. Farabi, ilimleri sınıflandırdı. Ona gelinceye kadar ilimler trivium (üçüzlü) ve quadrivium (dördüzlü) diye iki kısımda toplanıyordu. Nahiv, ... Devamı

01 11 2010

KATARİNA ÇARİÇE KİMDİR HAYATI

Litvanyalı bir köylü ailesinin kızı olan Katerina, 1683 yılında doğdu. Ruslara esir düşerek Moskova'ya gönderildi. Deli Petro'nun 1703 yılında sevgilisi, 1712 yılında da karısı oldu. Kültürsüz, fakat zeki bir kadın olan Birinci Katerina, Deli Petro üzerinde büyük bir etki yaptı. Deli Petro'nun ölümünden sonra, soyluların muhalefetine rağmen 1725 yılında tahta çıktı. Dış politikada İngiltere, Fransa ve Prusya'nın kurduğu Hannover Birliği'ne karşı Avusturya-İspanyol işbirliğine katılma yolunu izledi. 1726 yılında Petersburg'ta Bilimler Akademisini kurdu. Rus Çariçesi Birinci Katarina, 1711 yılında Osmanlı Devleti ve Rusya arasında yaşanan Prut savaşı sırasında, Baltacı Mehmed Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu tarafından, Prut ırmağı kıyısında sarılan Rus ordusunu yok olmaktan, Türk ordugahına gelip Baltacı Mehmed Paşa ile çadırında özel bir görüşme yaparak kurtardığı söylentisi ile tanınır. ÇARİÇE KATERİNA ÇAĞININ SINIRLARINI ZORLAYAN KADIN KITABINDAN ISABEL DE MADARIAGA II. Katerina 1729’da Prusya’nın hizmetindeki küçük bir Alman prensinin kızı olarak, Sophia adıyla doğmuştu. 14 yaşındayken, I. Petro’nun torunu olup Rus tahtına veliaht ilan edilen 15 yaşındaki kuzeni Piyotr ile evlendirildi. Büyük Petro’nun hükümdarlığı ölümüne kadar sürmüştü. Ölümünden sonra tahtın varisi bir dizi darbeler sonucunda belirlenmişti. 40 yıl boyunca darbeler sürdü. Son olarak Petro’nun kızı tahtı ele geçirdi ve ilk işlerinden biri de Katerina’nın kocası Piyotr’u veliaht tayin etmek oldu. Çocuk sahibi olamayan Katerina çok mutsuzdu. Zamanının çoğunu kocasının tümüyle kayıtsız olduğu entelektüel faaliyetlerle geçiriyo... Devamı

27 10 2010

HÜMANİZM NEDİR HÜMANİST KİME DENİR

Hümanizm insani konularda doğaüstü inanışların hocalığını açıkça reddeder; fakat bunun yanında inançların kendisini hedef almaz. Genelde Ateizm ve Agnostisizm ile bütünleşebilir ama hümanist anlayış bunlara içkin değildir. Hümanizm bu tür doğaüstü güçlerin varlığıyla ilgilenmeyen etik tabanlı bir görüştür. Seküler bir hayat duruşu ilkesi ve her otorite karşısında insanı özgürleştirme çabası hümanizmin ırasıdır. Hümanizme göre doğruyu bulmak insanın bir yetisidir. Fakat doğruyu bulma yönteminde gizemcilik, mistisizm, gelenek ve bunlar gibi genel geçer kanıtlarla ve mantıkla bütünleşmeyen yöntemler izlenemez. Gerçeğe duyulan bu arzu, gözü kapalı kabullenimlerle değil, bilimsel şüphecilik ve bilimsel yöntemle doyurulmalıdır. Otoriteyi ve aşırı şüpheciliği de reddederken, kaderin olaylar üzerindeki etkisini kabul etmez. Doğrunun ve yanlışın bilgisine kişisel ve ortak bilincin en doğru biçimde algılanmasıyla ulaşılabileceğini savunur. Bunun yanısıra humanism insanın tüm diğer canlı türlerinden daha özel olduğu düşüncesini reddeder. Devamı

26 10 2010

KELEBEĞİN HAYATI VE YAŞAM DÖNGÜSÜ

  KELEBEĞİN YAŞAM DÖNGÜSÜ Tırtıldan kelebeğe başkalaşım Bir kelebeğin (ve aynı şekilde bir güvenin) yaşam döngüsü, birbirinden çok farklı görünen formların, bir kelebeği oluşturması ile sonuçlanan, bir seri olağanüstü dönüşümüdür. Doğada çok çeşitli olağanüstü ve büyüleyici oluşumlar vardır. Bir yumurtanın bir kelebeğe başkalaşımı da bu harikalardan biridir. Hikaye iki kelebeğin çiftleşmesi ile başlar. Bu süreç, dişinin yumurtalarının döllenmesini sağlar. Doğadaki diğer bir çok türde olduğu gibi, gerçek çiftleşmenin öncesinde bir kur yapma evresi vardır. Bazı kelebekler helezon çizerek uçar, bazen dişi kanatları ile belli bir konumda yatar. Herhangi bir kur yapma hareketi (insanlarda olduğu gibi) olası eşin uygunluğunu keşfetmek amacı ile yapılır. Bu sürecin bir parçası, dişinin önceden döllenip döllenmediğini anlamaya yöneliktir. Dişi uygun olmadığını göstermek amacıyla bir feromon (kimyasal bir madde) salgılar yada alışılagelmiş çiftleşme hareketlerini tekrarlamaz. Dişi ve erkek uygun olduklarını anladıklarında çiftleşme başlar. Kelebekler bir süre için eşleşmiş konumlarını korurlar. Bazen kısa bir süre bazen de daha uzun bir süre için bir arada kalırlar. Çiftleşme sırasında ikilinin beraber uçması alışılmadık bir durum değildir. Çiftleşme gerçekleştiğinde, dişinin yumurtalarının döllenmesi ile sonuçlanan bir süreç gerçekleşir. Ardından, dişi yumurta bırakmaya hazır hale gelir. Yumurta veya Ovum Yapısı: Kelebek yumurtalarının şekli dikkati çekecek şekilde değişkendir. Örneğin Çatal-kuyruk kelebeğinin yumurtaları pürüzsüz ve küreseldir. Yakın akraba türlerin yumurtala... Devamı

26 10 2010

BURJUVAZİ NEDİR BURJUVA KİME DENİR

     “Şehirli sınıf” anlamına gelmekle beraber, çeşitli anlamlarda kullanılan bir deyim . İlkin Ortaçağda ve Fransa'da kullanılmağa başlanan bu deyim, krallardan ya da büyük derebeylerden çeşitli imtiyazlar alan (vergiden muafiyet gibi) şehirler anlamında kullanılmış (Burjuva şehirleri) : XII. yüzyıldan Rönesansa kadar ticaret yolu ile servet toplayarak alelade halka nispeten çeşitli hak ve imtiyazlara sahip olan sınıflar için kullanılan bir deyim haline gelmiştir. Fakat, yüzyıllar boyunca değişegelen iktisadî ve sosyal şartlar sonucu, burjuvalar; kendilerine tanınan hakların yanında asilzadelere tanınan hakların çokluğunu kabul etmişler; bilhassa Fransız devriminden sonra, asilzadelere karşı büyük bir zafer kazanarak; servetin şahsî teşebbüsle kazanılmasına önem veren mülkiyete dayanan ve onu temsil eden orta sınıf olarak belirmişlerdir. Böylece burjuvazi, kısmen hürriyeti, fakat mutlaka şahsî teşebbüsü ve mülkiyeti savunanların sınıfı olmuştur.   ... Devamı

26 10 2010

DEMOKRASİ YÖNETİMİ HALKIN YÖNETİMİ NEDİR

Demokrasi halkın yönetimi, halkın kendi kendisini yönetmesi anlamına gelen siyasi yönetim biçimi. Genel olarak, temsil, çoğunluğun yönetimi, partiler arası karşıtlık ve yarışma, alternatif hükümet şansı, kontrol, azınlık haklarına saygı gibi temel kavram ve düşüncelerle belirlenen politik sistem. Genel ifadesini, yöneticilerin yönetilenler tarafından seçilmesi düşüncesinde, yönetimle halk arasındaki ilişkilerin niteliğinde, yurttaşlar arasında ekonomik bakımdan büyük farklılıkların olmaması gerektiği görüşünde bulan, bireylerin doğuştan getirilen, sonradan sağlanan, ırk ya da mezhebe dayalı ayrıcalıkları olmaması gerektiğini savunan, kısacası bir eşitlik fikri, yani toplumdaki iktidar sisteminin, insanlar arasındaki farklılıklara göre değil de, benzerliklere dayanması gerektiği tezi üzerine yükselen yönetim tarzı. Kısaca demokrasi eşitlik ilkesine dayalı yaşam biçimi. Demokrasi Alm. Demokratie (f), Fr. Demokratie (f), İng. Democracy. Halkın kendi kendini yönetmesi. Eski Yunancada “demos” halk ve “kratos” otorite demektir. İkisinin birleşmesinden “demokratia” sözü meydana gelir. Buna göre, demokrasi, “halk idaresi”anlamındadır. Doğrudan demokrasi olarak bilinen ve siyasal karar alma hakkının, çoğunluk yönetimi usulleri çerçevesinde hareket eden bütün yurttaşlar topluluğu tarafından kullanıldığı yönetim tarzı ya da modeli olarak demokrasi, antik Yunan’da, Atina’da doğmuştur. Bu­nunla birlikte, nüfus artışının bir sonucu olarak ve bilgideki uzmanlaşmadan dolayı, doğrudan demokrasiyi belirleyen koşulları ve yurttaşların siyasi karar sürecine katılı­mı, modern devletlerin siyasal yapılarında gerçekleştirilemez olmuştur. Bundan dolayı, modern demok... Devamı

26 10 2010

MUSTAFA KEMALDEN ATATÜRKE DEVRİMLERİ VE HAYATI

Mustafa Kemal Atatürk 1881 yılında Selânik'te Kocakasım Mahallesi, Islâhhâne Caddesi'ndeki üç katlı pembe evde doğdu. Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım'dır. Baba tarafından dedesi Hafız Ahmet Efendi XIV-XV. yüzyıllarda Konya ve Aydın'dan Makedonya'ya yerleştirilmiş Kocacık Yörüklerindendir. Annesi Zübeyde Hanım ise Selânik yakınlarındaki Langaza kasabasına yerleşmiş eski bir Türk ailesinin kızıdır. Milis subaylığı, evkaf katipliği ve kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, 1871 yılında Zübeyde Hanım'la evlendi. Atatürk'ün beş kardeşinden dördü küçük yaşlarda öldü, sadece Makbule (Atadan) 1956 yılına değin yaşadı. Küçük Mustafa öğrenim çağına gelince Hafız Mehmet Efendi'nin mahalle mektebinde öğrenime başladı, sonra babasının isteğiyle Şemsi Efendi Mektebi'ne geçti. Bu sırada babasını kaybetti (1888). Bir süre Rapla Çiftliği'nde dayısının yanında kaldıktan sonra Selânik'e dönüp okulunu bitirdi. Selânik Mülkiye Rüştiyesi'ne kaydoldu. Kısa bir süre sonra 1893 yılında Askeri Rüştiye'ye girdi. Bu okulda Matematik öğretmeni Mustafa Bey adına "Kemal" i ilave etti. 1896-1899 yıllarında Manastır Askeri İdâdi'sini bitirip, İstanbul'da Harp Okulunda öğrenime başladı. 1902 yılında teğmen rütbesiyle mezun oldu., Harp Akademisi'ne devam etti. 11 Ocak 1905'te yüzbaşı rütbesiyle Akademi'yi tamamladı. 1905-1907 yılları arasında Şam'da 5. Ordu emrinde görev yaptı. 1907'de Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) oldu. Manastır'a III. Ordu'ya atandı. 19 Nisan 1909'da İstanbul'a giren Hareket Ordusu'nda Kurmay başkanı olarak görev aldı. 1910 yılında Fransa'ya gönderildi. Picardie Manevraları&... Devamı

24 10 2010

BİNG BANG NEDİR EVRENİN OLUŞUMU

BIG BANG   Evrenin yaratılışı, bundan bir asır önce, astronomların önemli bir bölümü tarafından gözardı edilen bir kavramdı. Bunun nedeni ise, 19. yüzyıldaki bilim anlayışının, evrenin sonsuzdan beri var olduğu varsayımını benimsemesiydi. Evreni inceleyen bilim adamlarının çoğu, zaten sonsuzdan beri var olan bir maddeler bütünüyle karşı karşıya olduklarını sanıyor ve evren için bir "yaratılış", yani başlangıç olduğunu akıllarından bile geçirmiyorlardı.   Bu "sonsuzdan beri var olan evren" fikri, Batı düşüncesine materyalist felsefe ile birlikte girmişti. Eski Yunan'da gelişen bu felsefe, maddeden başka bir varlık olmadığını savunuyor ve evrenin sonsuzdan gelip sonsuza gittiğini öne sürüyordu. Aslında materyalizm, Ortaçağ'da Kilise'nin hakim olduğu dönemde rafa kaldırılmıştı. Ama Rönesans'tan sonra Batılı bilim ve fikir adamlarının yeniden Eski Yunan kaynaklarına merak sarmaları ile birlikte, materyalizm de yeniden kabul görmeye başladı.    Materyalist evren anlayışını Yeni Çağ'da ilk kez savunan kişi ise, ünlü Alman düşünür Immanuel Kant oldu. Kant, evrenin sonsuzdan beri var olduğunu ve bu sonsuzluk içinde her olasılığın mümkün sayılması gerektiğini öne sürdü. Kant'ın yolunu izleyenler, sonsuz evren fikrini materyalizmle birlikte savunmaya devam ettiler. 19. yüzyıla gelindiğinde ise, evrenin bir başlangıcı, yani yaratılış anı olmadığı şeklindeki iddia, geniş bir kabul görür hale gelmişti. Karl Marx, Friedrich Engels gibi diyalektik materyalistlerin şiddetle sahiplendikleri bu iddia, 20. yüzyıla da taşındı.  Söz konusu "sonsuz evren" fikri, her zaman için ateizmle içiçe oldu. Çünkü evrenin bir başlangıcı olması,... Devamı

19 10 2010

KOMİK ŞİİRLER-KOMİK ŞİİRLER

   DAMADIN OLACAK İSMET Uyan baba evde hırsız var Ya allah bismillah destur Hangi delikte bu cibiliyetsiz Ablamın odasından salona kaçtı Getirin lan benim tabancayı Baba yapma mazallah katil olacan Pisi pisine hapislerde yatacan Savulun önümden veletler Yanlışlıkla şimdi sizi vuracam Delikanlıysan,çıksana ortaya lavuk Ali amca ateş etme dur Önce beni dinle sonra vur Estafurullah kim lan bu küpeli züppe Ben kapı komşunuzun oğlu ismet Ulan bunun üzerindeki benim pijama Gece yarısı ne arıyorsun burda dallama Müsade et izah edeyim O mübarek ellerinden öpeyim Ben üstünüze afiyet,uyur gezerim Sus konuşma şimdi sıkacam şeyine Baba inşallah elinde ki kuru sıkıdır Hani hısızdı bu angunt Düpedüz ırz düşmanı namussuz Bey bey sinirlenme sakin ol Dualarımız sonunda kabul oldu Kızımız evde kalmaktan kurtuldu Kedi olalı ilk defa fare tuttu Tıpış tıpış gelmiş bak kısmet Maşşallah damadın olacak İsmet CENGİZ DAMAR PAKİZE Tenekeden bir kuka Saklambaç oynuyoruz sokakta Pakize nereye saklanırsa Bende peşinden doğru oraya Çanak çömlek patlamış Kimin umurunda Onlar kukalı saklambaç oynuyor Bizim karanlıkta dudaklarımız Kör ebe oynuyor Bir ebe bir söbe Güneş batmış, karanlık çökmüş Oyun bitmiş, herkes evine gitmiş Boş ver, kimin umurunda Saklandığımız yer, seyran olmuş Bir ebe bir söbe Bazen de elim sende O yaz her akşam zevkle Kukalı Saklambaç oynadım Pakize oynıyanların içinde yoksa Mızıkcılık yapıp,karnım ağrıyor Numarasının arkasına saklandım  CENGİZ DAMAR  ACAİP BİR GÜZELLİĞİN VARDI  Mavi ve upuzundu saçların Varla yok arasıydı kaşların Kıvırcık kirpiklerin kar reng... Devamı

17 10 2010

CUMHURİYET BAYRAMI 29 EKİM,-ŞİİR

 Bu gün yirmi dokuz ekim  Bayraklar asılmış balkonlara Akın akın cumhuriyetçiler Anıt kabirin Aslanlı yolunda Ellerinde kırmızı beyaz çiçekler Minik ellerinde ay yıldız balonlar Yüzlerinde esareti yırtan mutluluk Gözlerinde Ataya şükran ve saygı Genç kızlarımız,saçlarına bağlamış Atam izindeyiz yazısını Bu gün TÜRKİYE`nin bayramı Gece Mustafa Kemal Bulvarından geçecek Konvoy konvoy,Işıklı fener alayı Dağ gibi Beyaz bir buluta şekillendi Ulu önderin o aydınlık nurlu yüzü Parmağını ileriye uzatmış gülüyordu Seymenler,yörükler,dadaşlar,efeler Halay çekecekler,horon tepecekler Bu altında şehit dolu toprağa Buralar ata yadigarı dercesine Tozu toprağa kata kata Dizlerini yere vura vura Misket,çiftetelli,zeybek oynayacaklar Bu kahraman ecdat,elele tutuşacak Çelikten zincir olacak,Vatan sınırlarında. Bu bayram,sıradan bayram değil Bir Ulusun,kanıyla yazdığı destan CENGİZ DAMAR. ... Devamı

17 10 2010

MENEKŞE ÇİÇEĞİ VE ÇEŞİTLERİ

Menekşe, menekşegiller (Violaceae) familyasına bağlı Viola cinsini oluşturan çoğunlukla saksılarda yetiştirilen bitki türlerinin ortak adıdır. 400 ile 500 arası türü bulunmaktadır. Dünyanın bir çok yerinde yetişebilmekle beraber en çok kuzey yarımkürede yetişir. Ayrıca Hawai ve Güneydoğu Asya’da da yetişebilir. Doğada aydınlık, fakat gölgede ve nemli bölgelerde yetişir Kırlık yerlerde kendiliğinden biten ayrıca bahçelerde yetiştirilen otsu bir bitkidir. Gayet hoş kokan mor çiçekler açar. Bundan dolayı aynı zamanda ‘hercai (alaca) menekşe’ den ayırt etmek için mor menekşe ‘kır menekşesi’ denir. Yürek biçimi, şeker külahlı gibi kıvrık yaprakları vardır.  Uzun bitkiler arasında yaşarsa sapı bitkinin güneş görebilmesi için uzun olur. Menekşenin sapından uzun dallar çıkar. Bu dallar toprağa sürünerek uzarlar. Toprağa dokunan boğum yerlerinden küçük kökler salıverirler. Böylece uzun zaman ana bitkiden ilgilerini kesmeyen yeni yeni bir çok bitkiler meydana gelmiş olur. Hercai menekşe menekşegillerin başka bir çeşididir. Kız menekşesinden daha iridir. Taç yaprakları renk renktir. Bundan dolayı ‘alaca menekşe’ de denir. Kırlarda tarlalarda hercai menekşenin bir çok yabani çeşitleri yetişmektedir. Bahçelerde yetişen hercai çeşitleri bunlarda türetilmektedir. Menekşegiller bitkiler aleminde ikiçeneklilerin bir familyasıdır. Bu familyada kır menekşesi ‘yabani menekşe’ hercai menekşe, tüylü menekşe gibi menekşe çeşitleri altın kökü gibi bitkiler bulunur.. ... Devamı

17 10 2010

SERV ANTLAŞMASI KİMLERLE İMZALANDI VE MADDELERİ

Sevr Antlaşması (Fransızca: Le traité de Sévres) , I. Dünya Savaşı sonrasında İtilâf Devletleri ile Osmanlı Devleti arasında 10 Ağustos 1920'de imzalanan barış antlaşmasıdır. İtilaf Devletleri ile Osmanlı arasındaki savaş hali 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması ile sona ermiştir. Sevr Antlaşması adını, son müzakerelerin ve imza töreninin gerçekleştiği Paris'in Sevr banliyösünden alır.Yunanistan dışında hiçbir devlet tarafından kabul edilmediği için yürürlüğe girmemiştir, bu sebeple "ölü antlaşma" olarak bilinir. Hazırlık Süreci Saint-Germain Antlaşması `la Triannon Antlaşması ve Bulgaristan`la Neuille Antlaşması imzalandı. Türk barışının da diğerleri ile birlikte 1919 Mayıs'ında açıklanması beklenirken, görüşmeler belirsiz bir geleceğe ertelendi. Bunun nedenleri bugüne dek yeterince aydınlatılamamıştır. İtilaf Devletleri Yüksek Konseyinin 7 Mayıs'ta aldığı karar uyarınca 15 Mayıs'ta İzmir Yunanlılar tarafından işgal edildi. Bu olay tüm Türkiye'de güçlü bir ulusal tepkiye yol açtı. 6 Eylül'de toplanan Sivas Kongresi'nden sonra İstanbul'daki Osmanlı hükümeti, ülke üzerindeki idari ve askeri denetimini kaybetti. Sivas ve daha sonra Ankara'da, Mustafa Kemal Paşa yönetiminde bir ulusal direniş hükümeti kuruldu. Anadolu hükümeti, olumsuz şartlarda bir barış antlaşmasını kabul etmeyeceğini bildirdi ve direniş hazırlıklarına girişti. İtilâf Devletleri 18 Nisan 1920de San Remo Konferansı'nda Osmanlı Devleti'ne uygulanacak barış şartlarını hazırladılar. 22 Nisan'da Osmanlı Hükümetini Paris'te toplanacak barış konferansına davet ettiler. Padişah, eski sadrazam Ahmet Tevfik Paşa'nın başkanlığında bir heyeti Paris'e gönderdi. Ertesi gün... Devamı