17 10 2010

EVLİLİK TARİHÇESİ VE EVLENMEK

EVLİLİĞİN TARİHÇESİ Latince HYMEN,Yunan ve roma mitolojilernde Diontus ve afrodit'in oğlu olan,evlilik ve düğün tanrısıdır.kızlık zarıda aynı isimle anılıyormuş. Feodal dönemde evlilik ve aile; tarıma dayalı yerleşik toplumda kadın için tek eşlilik ve ev merkezli yaşam biçiminin temeli atılmıştır. Evlilik ve aile kurumsallaştıkça, özellikle kadın için boşanmaya kısıtlama getirilmiş, boşanma dine karşı çıkmak olarak yorumlanmıştır. Toplumların tarihi incelendiğinde, evlilik kurumunun, sevginin aşkın değil, sosyal-ekonomik yaşam koşullarının sonucu ortaya çıktığı görülmüştür. Feodal dönemde, erkek çocuk iş gücü anlamına geldiğinden önem kazanmıştır. Çocuğun babaya bağlılığı, ekonomik bağımlılık ve miras kozuyla pekiştirilmiştir. Babalığın garantiye alınması için kadın ev içinde tutulup, sıkıca denetlenmiştir. Bu aile biçimi ile belirginleşen çifte standart, bazı toplumlarda kadının çocuk üretme aracı, cinsel ****, köle veya mal olarak görülmesine kadar varmıştır. Geçmişteki kültür ve dinlerde bu anlayışlar pekişmiştir. Kadına, babaya ve kocaya itaat etmesi öğütlenmekle kalınmamış zorunlu hale getirilmiştir. Çifte standart öyle boyutlara gelmiş ki, kimi toplumlarda kadının yaşam hakkı bile hiçe sayılmıştır. Cumhuriyet döneminde, eşlerin birbirine karşı rolleri ve görevleri olduğunu, eşler arasında duygusallık olabileceği belirtilmiştir. İmparatorluk döneminde ise evliliğin anlaşma ve gönül yasaları ile sürebileceğinin benimsenmesiyle, erkeğin yanında kadına da statü verilerek, evli kadın-erkek çift olarak tanınmaya başlanmıştır. Batıda, evlilikle karşılıklı cinsel haz,sevgi,dostluk,yardımlaşma,saygı olması gerektiği fikriyle, evliliğin bir birliktelik olarak görülüp daha ol... Devamı

17 10 2010

TRABLUSGARP SAVAŞI NEREDE OLMUŞTUR

Trablusgarp Savaşı, 1911-12 yılları arasında Osmanlı Devleti ve İtalyaKrallığı arasında geçen bir savaştır. Özellikle yabancı kaynaklarda 1911-12 Türk-İtalyan Savaşı olarak da geçer. Adı, "Trablusgarp Savaşı" olmasına rağmen çarpışmalar, Trablusgarp'ın dışında, Adriyatik Denizi, Ege Adaları, Çanakkale Boğazı ve Kızıldenizgibi çeşitli bölgelerde de sürmüştür. Bu savaşı İtalya, diğer büyük devletlerin ve Balkan Savaşı'nın sayesinde kazanarak sömürgelerini arttırmıştır Savaşın nedenleri ve öncesi 16. yüzyılda başlayan sömürgeleştirme hareketlerinin dışında kalan İtalya, 1870 yılında siyasi birliğini sağladığında sömürgelerin çoğu İngiltere ve Fransa tarafından paylaşılmıştı. 1881'de Fransa'nın Tunus'u işgali, ardından da İngiltere'nin 1882'de Mısır'ı ele geçirmesinden sonra İtalya, Kuzey Afrika'da kalan son Osmanlı toprağı olan Trablusgarp'la ilgilenmeye başlamıştı. Aslında Doğu Roma İmparatorluğu'nu yeniden kurmak isteyen İtalya'nın Trablusgarp'la ilgilenmesi yeni değildi. 1890 yılında, İtalyan başkanı Francesco Crispi'nin, bir İngiliz lorduna  yazdığı özel bir mektupta, Trablusgarp'la ilgilendiklerini belirttiği bilinmektedir. Ancak Crispi 1891'de başkanlıktan inince, Trablusgarp planları da rafa kalktı ve savaş 20 yıl beklemiş oldu. 1898 yılında İngiltere ve Fransa arasında, Kuzey Afrika'daki sömürgelerin paylaşımı yüzünden çıkan Faşoda Olayı ("krizi" de denir) sonunda Kuzey Afrika'nın paylaşımı yapıldı ve böylece Trablusgarp da İtalya'ya bırakıldı. 1902 yılından itibaren İtalya, Trablusgarp üzerinde bir "Barışçıl İşgal" politikası uygulamaya başladı. Buna göre Roma Bankası'nın maddi desteğiyle ekonomik ve ticari alanlarda bir takım girişimler başladı. B&... Devamı

16 10 2010

KIZ KULESİNİN EFSANESİ MİTOLOJİ

Boğaz girişindeki kayalık üzerine kurulmuş küçük, şirin bir kuledir. İstanbul’un sembollerinden birisidir. Tarih içinde gözetleme kulesi, deniz feneri olarak kullanılmış, Boğaz girişini belirten bir mihenk noktasıdır. Geçen yy.daki görüntüsünü koruyan kule turizme tahsis edilmiş lokanta ve seyir balkonu ile servis vermektedir. Suların, karasevdanın ve söylencelerin gizemini taşıyan Kız Kulesi, istanbul'un en romantik ve gizemli mekanlarından biri. Alımlı, sevdalı ve denizin ortasında bir başına, yapayalnız... Kendi kendine yeten bir tarihe sahip olan mekan, yüzyıllardır anlatılan efsaneleriyle de bir ilgi odağı. Kızkulesi ile ilgili anlatılan ilk hikaye; Ovidius'un kaydettiği bir aşk hikayesi. Zamanında Üsküdar sırtlarında Tarnıça Afrodit adına bir tapınak vardır. Hero'da genç kızların görev yaptığı bu tapınağın rahibelerindendir. Kulede kumrulara bakmakla görevlidir. Aşka yasaklıdır. Her ilkbaharda doğanın uyanışı adına tapınak çevresinde törenler yapılır, çevre şehirlerden insanlar akın akın tapınağın çevresine gelir, yenilir içilir, aşkı bulamayanlar Afrodit'e ma­bedinde aşkı yaşayabilmek için yakarırlar. Bo­ğazın karşı kıyısında oturan Leandros'ta bu törene katılmak için tapınağa geldiğinde Hero'yla karşılaşır. Birbirine aşık olan iki genç, Leandros'un gece kuleye gelmesi ile aşklarını kutsarlar. Kızkulesi her gece iki gencin gizli aşkına tanıklık eder. Leandros'un yüzerek kuleye geldiği fırtınalı bir günde kıskanç bir rahip feneri söndürür. Karanlıkta yolunu kaybeden Leandros boğazın sularına gömülür. Sevgilisinin öldüğünü gören Hero da kendini Kızkulesi'nden Boğazın sularına bırakır. Kuleyle ilgili söylencelerden biri de Kleopatra'nın sonuna benz... Devamı

14 10 2010

AİKİDO SPORU VE AİKİDONUN ANLAMI

Aikidō (Japonca: 合気道) bir "Modern Japon savaş sanatı" (Japonca: 現代武道 Gendai Budō) dır. Japonya'daki diğer savaş sanatları gibi aikido sadece kendini korumak için değil aynı zamanda ruhsal gelişim için de bir öğretidir. Aikido adı üç kanji'den oluşmaktadır: 合 ai (birleşme, uyum) 気 ki (veya çi)(yaşam gücü, ruh) 道 dō (yol) Bir bütün olarak da anlamı "Yaşam Gücü İle Bütünleşme Yolu"dur. Aikidonun felsefesiinsanın kendi yaşam gücünü geliştirmekten ibarettir. Yaşam gücünü geliştirmek ama kazanım ile veya yenilgi ile bağlanmamaktır. Aikido öğrencilerine aikidoka denir. Aikidonun savaş sanatı olarak ortaya çıkışı 1930-1960 yıllarına rastlar. Aikidonun yaratıcısı ve ilk hocası (bilindiği adıyla Ōsensei) Morihei Ueshiba (1883-1969) dır. Teknik anlamda aikidonun temelinde yatan savaş sanatları Daito-ryu aiki-jutsu ve Kendo veya diğer adıyla Japon kılıç savaş sanatlarıdır. Karşılaşma sırasında amaç kendini korumak ve saldırganın gücünü saldırgana karşı kullanarak safdışı bırakmaktır. Diğer savaş sanatlarindan özellikle farkı düşmanın dengesini yitirmesini sağlamak ve "kombo" tabir edilen arka arkaya yapılan birkaç teknik ile saldırganı safdışı bırakmaktır. Saldırganın enerjisinin kendisine karşı kullanılmasi fiziksel güçten çok, doğru zamanlama ve iyi gözlem gerektirir. Fakat unutulmaması gereken şey; aikido'nun bir saldırı sanatı değil, bir savunma sanatı olduğudur. Bununla birlikte Aikido modern ve geleneksel olarak ikiye ayrılmıştır. Modern Aikido daha çok Avrupa'ya uygun hale getirilmiş hâli olmakla birlikte, Geleneksel Aikido (Iwama Ryu)hala köklerini korumakta ve kaynağından ilk çıktığı gibi devam etmektedir. Tekniklerin çıkış noktaları Japon kılıç savaş sa... Devamı

14 10 2010

VAN GOGH ÜNLÜ RESSAM KİMDİR ESERLERİ.

Vincent Willem van Gogh Mart 1853 – ö. 29 Temmuz 1890), Hollandalı ard izlenimci ressam. Bazı resim ve eskizleri, dünyanın en tanınmış ve en pahalı eserleri arasında yer alır. Van Gogh, gençliğini bir sanat simsarlığı firmasında çalışarak geçirmiş, kısa süren bir öğretmenlik deneyiminden sonra da Belçika'da fakir bir madenci kasabasında misyoner olmuştur. Resim kariyerine 1880'den sonra başlamıştır. Başlangıçta koyu ve kasvetli renklerle çalışan Van Gogh, Paris'te tanıştığı izlenimcilik ve yeni izlenimcilik akımlarının etkisiyle canlı renklere geçmiş; Güney Fransa'da geçirdiği süre zarfında da bugün yaygın olarak tanınan kendine özgü resim tarzını geliştirmiştir. Van Gogh, ömrünün son on yılı boyunca yaklaşık 900 suluboya/yağlıboya resim ve 1100 karakalem çalışma üretmiş, en meşhur eserlerini ise ömrünün son iki yılında yapmıştır. 1888'de ressam Paul Gauguin ile arkadaşlığının bozulması üzerine sol kulağının bir kısmını kesmiş, giderek kötüleşen ruhsal hastalığı sonucunda kendini göğsünden vurarak intihar etmiştir. Van Gogh, resim kariyeri boyunca kardeşi Theo'dan aldığı maddi destek sayesinde ayakta durabilmiştir. İki kardeşin arkadaşlığı, 1872'den itibaren birbirlerine yazdıkları mektuplarla belgelenmiştir. 20. yüzyıl sanatını ciddi şekilde etkilemiş olan Van Gogh, fovistlerin ilham kaynaklarından biridir ve ekspresyonizmin öncülerinden kabul edilir. Yaşamı Vincent van Gogh'un imzası İlk yıllar (1853 – 1869) Vincent van Gogh, Hollanda'nın güneyindeki Noord-Braband bölgesinde bulunan Zundert kasabasında, Protestan rahibi Theodorus van Gogh ve Anna Cornelia van Gogh'un ilk çocuğu olarak dünyaya geldi. Van Gogh'un doğumundan bir yıl &... Devamı

14 10 2010

yıldırım nedir nasıl oluşur

  Havanın iyi bir iletken olmaması bünyesinde yüksek gerilimli bulutları oluşturur. Fiziki sebeplerden ötürü, bulutun yüklenmesi sırasında yere yakın olan kısmı negatif değerle şarj olmuştur (%85 ihtimal). Bu sırada yer de bulut boyunca pozitif yüklenir. Bazı koşullarda bunun tersi yüklenme de olabilmektedir (%15 ihtimal). Fırtınanın artmasıyla buluttaki negatif yük oranı ve buna bağlı olarak da yerdeki pozitif yük ayrışması hızlanarak devam eder. Bulutla yer arasındaki potansiyel fark arttıkça aradaki havanın da delinmesi kolaylaşır ve belli bir değerden sonra havanın delinmesiyle oluşan iletken kanal boyunca buluttan toprağa veya topraktan buluta deşarj başlar. Bulutla bulut arasında olan deşarja şimşek ve bulut - toprak deşarjına ise yıldırım denir   Devamı

06 10 2010

ATATÜRK İLKELERİ ALTI İLKE NELERDİR

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK (İLKELERİ) ( Bu metin Kara Harp Okulu WEB Sitesinden alınmıştır)   Cumhuriyetçilik ilkesi Tanımı : "Yönetim biçimi olarak millet egemenliğine dayalı, cumhuriyet rejimini öngörmek ve bunu bir yaşam biçimi olarak benimsemektir. " Cumhuriyetçilik ilkesinin esasları Cumhuriyet; millet egemenliğine dayalı bir siyasi rejim yani Demokrasidir. Demokrasinin kul, mürit veya tebaa değil, birey ve vatandaş Bilincinde olan, yasalar karşısında hak ve sorumlulukları nı Bilen bir insan tipi ile ayakta kalabilir. Demokraside; devletin ve milletin bütün eylem ve işlemlerinin hukuk kuralları çerçevesinde olur. Hiç kimsenin yasalara aykırı davranma ayrıcalığı yoktur. Demokraside, siyasi görüş sahibi olma, siyasi parti kurma ve periyodik olarak yapılan seçimlere katılma özgürlüğü vardır. Demokrasilerde seçme ve seçilme özgürlüğünün ayrım gözetilmeksizin herkese tanınır. Demokraside dil, din, mezhep, cinsiyet ve siyasal görüş farkı gözetilmeksizin herkes yasalar önünde eşittir. Cumhuriyetçiliğ e candan bağlı bir birey; anayasa, yasa ve diğer hukuk kurallarına uyması gerekir. Anayasada belirtilen hukuk devleti, sosyal devlet, atatürk milliyetçiliği, insan haklarına bağlı devlet gibi cumhuriyetin temel niteliklerini bir yaşam tarzı haline getirir. Milliyetçilik ilkesi Tanımı : " Kişinin içinde yaşadığı toplumu sevmesi, onunla gurur duyması, onun yükselmesi ve ilerlemesi için her türlü fedakarlığı yapmasıdır ." Milliyetçilik ilkesinin esasları Milleti oluşturan unsurlar; dil, kültür, ortak geçmiş ve birlikte yaşama azmidir. Atatürk milliyetçiliğinde ırk ve din, milleti oluşturan unsurlar a... Devamı

06 10 2010

ELEMENTLERİN KULLANIM ALANLARI-20 ELEMENT

        1. Hidrojen (H): Ticari got bağlanmasında, katı übrelere azve sıvı yağların doyurulma işleminde (hidrojenasyon), metanol, amonyak ve hidroklorik asit gibi bileşiklerin eldesinde kullanılır. Kaynak yapımında, hidrojen balonlarını şişirmede ve petrolün işlenmesinde kullanılmasının yanında, şimdilik daha çok roketlerde olmak üzere yakıt olarak da kullanılır. "Hidrojen Yakıt Gözeleri", hidrojen gazından elektrik enerjisi eldesi için geliştirilmekte olan bir teknolojidir. Çevre dostu hidrojen, doğal gaz ve benzine alternatif olarak kabul edilmesinin yanında, kimyasal işlemlerde, metalürjide ve rafinerilerde de kullanılabilecek niteliktedir. Döteryum ve trityum izotopları da, nükleer fisyon ve füzyon işlemlerinde kullanılmaktadır.   2. Helyum (He): Zeplin ve balon gibi hava taşıtlarını şişirmede kullanımıyla bilinen helyum gazı; kaynakçılıkta, germanyum ve silisyum kristallerinin yapımında, titanyum ve zirkonyum eldesinde, süpersonik rüzgar tünellerinde ve derin dalış tüplerinde de kullanılır. Ayrıca, düşük sıcaklık araştırmalarında ve nükleer enerji santrallerinde "soğutucu" olarak da önemlidir. Tüm elementler arasında, en düşük erime ve kaynama sıcaklıkları helyuma aittir. Makro ölçüde bile atomik özelliklerini göstermesi nedeniyle "kuantum sıvısı" olarak da adlandırılan ve ısı iletkenliği olağanüstü derecede yüksek olan sıvı helyum, manyetik rezonans görüntülemede (MRI) ve kanser teşhisi için MRE'de de kullanılır. Yakın zamanda, sıvı roket yakıtı sıkıştırmada da helyumdan faydalanılmaya başlandı. 3. Lityum (Li): Seramik ve cam yapımında, pil üretiminde, yağlayıcı ve alaşım sertleştirici maddelerin bileşiminde, A vit... Devamı

06 10 2010

GÜNEŞ PİLİ NASIL ÇALIŞIR BİLGİ

Güneş hücresi (İngilizce: solar cell) ışığı doğrudan elektrik akımına dönüştüren (fotovoltaik) bir araçtır. Yarı iletken bir diyot olarak çalışan güneş hücresi, güneş ışığının taşıdığı enerjiyi iç fotoelektrik reaksiyondan faydalanarak doğrudan elektrik enerjisine dönüştürür. Türkiye Cumhuriyetinde 5346 No.lu kanunun [1] kabulunden sonra yenilenebilir enerjilere daha çok önem kazanmıştır. Belgeli yenilenebilir enerji üreticilere satış garantisi veren bu kanunun benzerleri, çeşitli Avrupa Birliği ülkelerinde de uygulanmaktadır.  Çalışması Güneş pili en basit anlamda eskiden beri kullandığımız hesap makinaları içerisinde bulunan ve güneşten enerjisini elektrik enerjisine çeviren pillerdir. Düşük ve yüksek voltajlı birçok uygulama için farklı güneş pilleri elektrik ihtiyacı bulunan her alanda kullanılabilme özelliğine sahiptir. (Kaynak: deparsolar) Güneş ışığındaki fotonlar, elektronları yarı iletken metalik bir yonga plakasının bir katmanından bir diğer katmanına hareket ettiren enerjiyi sağlar. Elektronların bu hareketi bir akım yaratır. İki tür güneş hücresi kullanılmaktadır: silikon ve gallium arsenid. Uydular gallium arsenidi kullanırlarken silikonlar ise genellikle yerküredeki uygulamalarda kullanılmaktadır. Hücrenin üst tabakaları yansımayı önleyici kaplama ve korumalardan oluşur. Güneş hücreleri son derece kırılgan olduklarından böyle bir koruma çatlama ve kırılmaları önlemek açısından gereklidir. Aksi halde hücrenin çalışması sekteye uğrar ve buda enerji kaybına sebep olur. Işık bu katmanlara nüfuz ettiğinde silikon veya gallium arsenid'e çarpar. P ve N tabakaları arasındaki bölümlerin farklılıkları sebebiyle güneşten gelen enerji bunla... Devamı

06 10 2010

KAPLAN HAKKINDA BİLGİLER VE ÇEŞİTLERİ

  ? Kaplan Bengal kaplanı (Panthera tigris tigris) Bilimsel sınıflandırma Âlem: Animalia Şube: Chordata Alt şube: Vertebrata Sınıf: Mammalia Alt sınıf: Theria Takım: Carnivora Familya: Felidae   Alt familya: Pantherinae Cins: Panthera   Tür: Panthera tigris   Tür: Panthera tigris Linnaeus, 1758 Korunma durumu IUCN Kırmızı Listesi 3.1 (2001) sürümü : Tehlikede Dağılım haritası Dağılımı   Türü bilinmeyen ancak 1952'de soyu tükenen Hazar kaplanı olduğu düşünülen kaplan.... Devamı

06 10 2010

SİKLAMEN ÇİÇEĞİ HAKKINDA BİLGİ

SİKLAMEN Göz alıcı renklere bürünmüş alımlı çiçekleriyle sevilen süs bitkilerinden olan Siklamen’lerin doğada 16 türü vardır. Çuha çiçekleriyle aynı familyada yer alan bu türlerin hepside çok yıllıktır. Siklamen’ler doğada kendiliğinden yetişen bir bölümü de evlerimizi süsleyen pembe, beyaz yada kırmızı çiçekli bitkilerdir. Orta ve Güney Avrupa ile yakın doğunun yerli bitkilerinden olan Siklamen’lerin bir bölümü yurdumuzda da çalı diplerinde, ormanlarda ve kaya gölgeliklerinde kendiliğinden yetişir.  Doğada Siklamen’lerin çoğu ilkbaharın hemen başlarında yada sonbaharda çiçeklenir. Yaprakları, toprak altındaki yumrulardan çıkarak toprağın hemen yüzeyinde öbekler oluşturur. Damarlarının çevresi genellikle beyaz lekeli olan bu yürek biçimli ve derimsi yaprakların arasından taçyaprakları geriye kıvrılmış uzun saplı çiçekler uzanır. Çiçekler döllendikten ve meyve oluşumu başladıktan sonra sapları kıvrılıp bükülerek yere doğru eğilir ve toprağa ulaşır. Böylece toprakla karışan tohumlar çimlenerek yeni bitkiler oluşturur. En çok gölgelik yerleri seven Siklamen’ler tohumdan yada yumrulardan üretilir. Park ve bahçelerde yada saksı bitkisi olarak evlerde yetiştirilir. Siklamen yumruları doğada bazı hayvanlar, özelliklede yaban domuzları için iyi bir yiyecek kaynağıdır. Nitekim, yumruları domuzlar tarafından topraktan kazılarak çıkarıldığı için bu bitkilere halk arasında ‘domur turpu’, ‘domuz ekmeği’ yada ‘domuz elması’ gibi adlarda verilmiştir. ... Devamı

06 10 2010

ANKARA SEYMENLER ŞEHRİ-Şiir

Sen Ankara seymenler şehri Ulusta atamızın heykeli Uzaklara bakıyor,Hakkı çavuş Ellerini gözüne siper etmiş Eski meclis,yeni meclis Altındağ'da Ankara kalesi Burçlarında dalgalanıyor Özgürce Türk bayrağı Ankara'da uyur Hacı Bayram Veli Sıhıyede parlar Hitit güneşi Gençlik parkında Çınar ağaçları altında Anılarla dolu bir çay içimi Kızılayda bulvarda ellerde Çıtır çıtır Ankara simidi Karsız olur mu Elmadağı Hisarın daracık sokakları Misket oynar yaşlısı genci Çankaya Ankara'nın zirvesi Anıtkabir Atatürk'ün ebedi evi Sen AnkaraTürkiyenin başkenti CENGİZ DAMAR ... Devamı

06 10 2010

SHAKESPEARE HAYATI VE ESERLERİ

En büyük oyun yazarlarından biri olarak değerlendirilen İngiliz şair William Shakespeare, yarattığı karakterlerde insan doğasının en değişmez özelliklerini benzersiz bir şiir diliyle yansıtması dolayısıyla, yaşadığı yüzyıldan bu yana her çağda ve her ülkede en sık sahnelenen oyunlar yazarıdır. 1564 yılında Warwickshireda Stratford-upon-Avon´da doğan Shakespeare´in bunca ününe karşın, hayatına ilişkin kesin belge ve bilgiler çok azdır.   Babası ticaretle uğraşan bir işadamıydı. Rönesans şairlerinden olan Shakespeare; büyük bir olasılıkla Stratford´daki ortaokulda öğrenim gördü. 18 yaşındayken, kendisinden yaklaşık sekiz yaş büyük olan Anne Hathaway ile evlendi ve bu evlilikten önce bir kızı, sonra biri oğlan öbürü kız ikizler dünyaya geldi. Bu sıralarda Stratford´u terk eden Shakespeare´in, bundan sonra 1592´ye kadar ki yaşamına ilişkin bilgi yoktur. Bu tarihte bir oyun yazarının yazdığı bir kitapçıkta Shakespeare’e değinilmesi, hatta onun başkalarının oyunlarını çalmakla suçlaması dolayısıyla, Shakespeare´in bu sırada bir tiyatro topluluğunda yazar ve oyuncu olarak çalıştığı bilinmektedir. Yılda ortalama iki oyun yazan Shakespeare, kendi oyunlarında da küçük roller alıyordu. 1594’e gelindiğinde, Chamberlain Topluluğu´nun önde gelen bir oyuncusuydu. Aynı yıl oyunları yayımlanmaya başladı. Döneminin bütün özelliklerini taşıdığı oyunlarının başarısı üzerine kazancı gittikçe artan Shakespeare´in, Kraliçe I. Elizabeth döneminin sonlarında varlıklı bir yaşam sürdüğü, kendi oyuncu topluluğu için 1599´da Londra´da yaptırılan Globe Tiyatrosu’nun hisselerinin bir bölümünü satın aldığı bilinmektedir. Londra´da birka&c... Devamı

06 10 2010

YAYIN BALIĞI NASIL TUTULUR OLTA

AVCILIĞI: Tatlı suların köpek balığı ,Yayın balıklarıdır. Hareket eden suda ki,her canlıya hemen hucum eder ve olduğu gibi yutar. Almanyada gölün kenarında su içen normal bir büyüklükte ki köpeği yuttuğu tanıklar tarafından,görülmüş ve resmi kayıtlara geçmiştir. Yayınbalığının küçüğüne kelebek denir. Yayınbalıkları bir çok ülkede koruma altına alınmıştır ve soyu tükenen balıklar katagoresine alınarak, avlanma yasakları getirilmiştir. Son yıllarda kirlenen nehirlerimiz ve göllerimizde bu balıkların sayısı oldukca azalmışlardır. Yayın balığı avlamak için canlı yemler kullanılır ne kadar büyük yem o kadar büyük balık mantığı geçerlidir. Yayınbalığı avcılığı genelde gece yapılır,Yayın bütün gece avlanır ve gündüz dinlenmeye çekilir,çok nadir olarak gündüzde oltaya vurur. Yayın kurbağa'yı çok sever ve yem olarak,canlı kurbağa iğneye batırılmadan misina ile sarılarak suya bırakılır üçlü iğne hemen kurbağanın altına olmalıdır. Dip kuşunu kullanılmalıdır dibe oturan kurşundan,ayrı bir misinada kurbağa hareket halinde olmalıdır yüzeyde olursa daha iyi olur Yayın avının çıkardığı sesleri duyar ve avına yönelir. Göllerde oltalar atılmadan önce Yayın balığını harekete geçirmek için,suya devamlı vurularak suda ki ses dalgalarına dikati çekilerek o bölgeye gelmesi sağlanır.Yayın balığının sesleri iyi duyabilmesi için başında bıyık şeklinde antenleri vardır ve sudaki en ufak titretişimi algılar. Yem olarak Sülük idealdır. İğnenin ucunda devamlı hareket ettiği için Yayının hemen dikkatini çeker. Yine büyük solucanlar,hayvan işkenbesi ve ciğeri t... Devamı

06 10 2010

PASTEUR LOUİS PASTEUR KİMDİR HAYATI.

Louis Pasteur Fransız mikrobiyolog ve kimyager Doğum 27 Aralık 1822 Fransa / Dole Ölüm 28 Eylül 1895 Fransa / Saint-Cloud Louis Pasteur (Lui Pastör) (d. 27 Aralık 1822 Dole, Fransa - ö. 28 Eylül 1895 Saint-Cloud, Fransa) Fransız mikrobiyolog ve kimyager. Hayatı 1846'da Ecole Normale Superiéur'ün fen bölümünü bitirdi. 1847'de fizik ve kimya dalında doktora derecesini alan Pasteur, bu yıllarda izomerlik, kristal yapı ve optik etkinlik konularındaki çalışmalarıyla adını duyurmayı başardı. 1848'de Strasbourg Fen Fakültesi'nde yardımcı kimya profesörlüğüne yükseltildi. 1854'te Lille Fen Fakültesi'nde kimya profesörlüğüne ve Ecole Normale'de kurulmasını istediği araştırma laboratuarının yöneticiliğine getirildi. Bu laboratuarda, 1871'de şarbon, tavuk kolerası ve kuduz gibi virütik hastalıklar, bağışıklık mekanizması ve aşı hazırlama teknikleri üzerinde çalışmaya başlayan Pasteur, kuduz köpekler üzerindeki incelemelerini daha güvenli bir ortamda yapabilmek için 1885'te eski bir imparatorluk şatosunu amaca uygun olarak düzenleyerek, Pasteur Enstitüsü'nün çekirdeğini oluşturdu. Pasteur, Strasberg'li Marie Laurent ile evlendi. Marie'nin eşini, araştırmalarını her şeyin üstünde tutması için özendirmesi sayesinde Pasteur, laboratuar çalışmaları üzerinde yoğunlaşabiliyor ve işine gereken zamanı ve önemi verebiliyordu... Kişilik Louis Pasteur Pasteur, kimyager ve daha sonra bakteriyolog olarak görev yaptığı süre boyunca, tıbbın ilerlemesine büyük katkılarda bulundu. Tıp doktoru olm... Devamı

06 10 2010

İBN-İ SİNA (980-1037) KİMDİR HAYATI

İbn-i Sina (980-1037)   İslam filozofu. Aristotelesçi felsefe anlayışını İslam düşüncesine göre yorumlayarak, yaymaya çalışmış, görgücü-usçu bir yöntemin gelişmesine katkıda bulunmuştur. Buhara yakınlarında Hormisen'de doğdu, 21 Haziran 1037'de Hemedan'da öldü. Gerçek adı Ebu'l-Ali el-Hüseyin b. Abdullah İbn Sina'dır. Babası, Belh'ten göçerek Buhara'ya yerleşmiş, Samanoğulları hükümdarlarından II. Nuh döneminde sarayla ilişki kurmuş, yüksek görevler almış olan Abdullah adlı birisidir. İbn Sina, önce babasından, sonra çağın önde gelen bilginlerinden Natilî ve İsmail Zahid'den mantık, matematik, gökbilim öğrenimi gördü. Bir süre tıpla ilgilendi, özellikle, hastalıkların ortaya çıkış ve yayılış nedenlerini araştırdı, sağıltımla uğraştı. Bu alandaki başarısı nedeniyle, II. Nuh'un özel hekimi olarak görevlendirildi, onu sağlığa kavuşturunca, dönemin önde gelen tıp bilginlerinden biri olarak önem kazandı. İbn Sina'nın felsefeye karşı ilgisi deney bilimleriyle başlamış, Aristoteles ve Yeni-Platoncu görüşleri incelemekle gelişmiştir. İslam ve Yunan filozoflarının görüşlerini yorumlayan ve eleştiren İbn Sina'nın ele aldığı sorunlar genellikle, Aristoteles ve Farabi'nin düşünceleriyle bağımlıdır. Bunlar da, bilgi, mantık, evren (fizik), ruhbilim, metafizik, ahlak, tanrıbilim ve bilimlerin sınıflandırılmasıdır. Belli bir düşünce dizgesine göre yapılan bu düzenlemede her sorun bağımsız olarak ele alınıp çözümüne çalışılır. Bilgi sezgi ile kazanılan kesin ilkelere göre sonuçlama yoluyla sağlanır. Bu nedenle, bilginin gerçek kaynağı sezgidir. Bilginin oluşmasında deneyin de ... Devamı

06 10 2010

TÜRKÜLERİN HİKAYELERİ ANKARA MİSKET TÜRKÜSÜ

Yöre: Ankara Misket, ufacık tefecik bir elma türü... Huriye de Ganizadeler'in ufakcık tefecik şipşirin kızlarının adı. Huriye, sık sık evlerinin önündeki elma ağacına tırmanır, yolu gözler; sebep, Osman Efe. Ankara'nın sayılı efelerinden Osman, genç, yakışıklı, geniş omuzlu,burma bıyıklı... Huriye'nin gönlü bu Osman Efe'de. Osman Efe, evin önünden geçiyor; Huriye atlıyor bahçeye, tırmanıyor misket ağacına. İkisinin de yüreğinden ılık bir şeyler akıyor. Osman Efe, Huriye'yi adıyla çağırmıyor hiç, ''misket'' diyor Huriye'ye. Yörenin ünlü ağalarından Kır Ağa, bir gün Huriye'yi su doldururken görüyor çeşme başında. Aradan bir hafta geçmeden Kır Ağa, Huriye'yi istetiyor. Babası, ''Kır Ağa, yiğit insandır, malı mülkü yerindedir'' diyerek Huriye'yi vermek ister. Annesi, Huriye'nin ağzını arar, fakat Huriye ''ölsem Kır Ağa'ya varmam'' cevabını verir. Huriye, akşamı zor eder. Bahçeye çıkıp, Osman Efe'nin yolunu gözler. Uzaktan atını görünce, tırmanıp çıkar elma ağacına. Durumu bildirir Osman Efe'ye. Osman Efe, çılgına döner. Kır Ağa'ya haber gönderir, ''Kendini sever, sayarım. Yiğit kişi bellerim. Yolumdan çekilsin. Sonu iyi olmaz'' der. Haberi Osman Efe'den Kır Ağa'ya götürenler, bire bin katarak anlatırlar ''Osman diyor ki, Kır Ağa kim oluyor da benim yavuklumu alacak. Leşini sararım'' diye... Kır Ağa, ''Demek dünkü çocuk bize meydan okuyor. Kendine güveniyorsa karşıma çıksın'' diye Osman Efe'ye haber gönderir. Tabii haberi götürenler Osman Efe'ye de bire bin katarak anlatıyorlar. Osman Efe Kır Ağa'ya, Kır Ağa Osman ... Devamı

06 10 2010

TÜRKÜLERİN HİKAYESİ-ORMANCI TÜRKÜSÜNÜN HİKAYESİ

Muğla'nın Yatağan ilçesine bağlı Gevenes köyünde Mustafa Şahbudak adın da, 1922 yılında bir efe doğar. Babası ağadır, dolayısıyla Mustafa da bir ağa çocuğudur. Mustafa hiddetli bir kişiliğe sahiptir. Köy Muhtarı Tevfik Cezayirli en yakın canciğer arkadaşıdır. Herke bu ikilinin arkadaşlığına gıpta ile bakar Neredeyse her akşam köy kahvesinde bu iki arkadaş dama maçı düzenlerler iddialı ve dostça yapılan bu karşılaşmalar, kahvedekiler tarafından ilgi ile izlenir. Çünkü bu olayların mükafatını, izleyiciler almaktadır. 1946 yılı, Temmuz ayının sıcak bir gününde bu arkadaşlığa kan damlar, öfke seli karışır. Uğursu hadise cezaevinde sonuçlanarak, elli beş yıldır söylenegelen bir drama dönüşür. Sıcak bir temmuz günü Mustafa Şahbudak, her zamanki gibi yine köy kahvesi ne gider. O sırada kahveye Muhtar Tevfik Cezayirli'yi görmeğe, Yatağan ilçe Milli Eğitim Müfettişi ile tahsildar gelmiştir. Muhtar olmadığı için misafirleri her zaman olduğu gibi, Mustafa Şahbudak ağırlama görevini üstlenir. İki misafiri alıp yemeğe götürür. Döndüklerinde Muhtar'ı kendilerini bekler görürler. O gün iki misafirden izin isteyip, yine dama tahtasının başına otururlar. Oyunun yarısında orman memuru, Mehmet İn, çıkagelir. Mehmet, sarhoştur. Bir gün önce, komşu olan Çiftlik köyünde yangın olmuştur. 1946 seçimlerinin evrakları Yatağan'a gönderilecektir. Seçim evrakını Yatağan'a, köy bekçisinin götürmesi zorunludur. Ormancı ise, yangın evrakının bir an önce ilçeye götürülmesi için, bekçiyi Muhtar'dan ister. Muhtar: -Olmaz, daha acil olan seçim sonuçlarının ulaştırılması gerekiyor. Bekçiyi gönderemem der. Bunun üzerine ... Devamı

06 10 2010

TÜRKÜLERİN HİKAYESİ-HEY ONBEŞLİ ONBEŞLİ TÜRKÜSÜNÜN HİKAYESİ

Çanakkale Cephesi, sanki bir ölüm değirmeni gibiydi; tükettiği insanlar haddi hesabı aşmasına ve İngiliz generali Aspinall-Oglander’in “Gelibolu’daki kanlı muharebeler, Türk ordusunun çiçeğini bitirmiştir,” tespitinde ifadesini bulan -gerçekten de İngilizler şehit olan gençlerimizi, "çiçeğin tomurcuğu" ve "vakti gelmeden solan gül goncası"na benzetiyorlardı- koskoca bir eğitimli genç nesli yutmasına rağmen bir türlü doymak bilmiyordu. O kadar ki cephede meydana gelen boşlukları doldurmak için, diğer cephelerden asker getirilemediğinden, en yakın çevreden başlayarak, 15 yaşın üstündeki eli silah tutan bütün gençlerin dahi, gönüllü olup olmadığına bakılmaksızın, Çanakkale’ye sevk edilmeleri alışılmış normal bir hadise haline gelmişti. O günler, köyde, kasabada erkeğin kalmadığı, gücü kuvveti ve boyu posu yerinde olan herkesin asker olduğu ya da asker olmak zorunda kaldığı kara günlerdi. Birinci Dünya Savaşı’nda, Osmanlı ordusunda insan kaybı öyle bir noktaya varmıştı ki Harbiye Nezareti, harp bütün hızıyla sürerken askerleri birkaç günlüğüne de olsa memleket iznine göndermeye gayret etmişti. Çünkü harpte gün geçtikçe daha da artan kayıplar, nüfusun tükenmekte olduğu korkusunu doğurmuş ve savaşan askerler memleketlerine nüfusu çoğaltmak üzere gönderilmişlerdi. Çanakkale Savaşı sırasında, İtilaf Devletlerinin Nisan 1915’ten itibaren kara çıkartmasına başlamalarıyla birlikte cephede takviye kuvvetlere ihtiyaç hâsıl olunca Sultan V. Mehmed Reşad 14 Mayıs 1331’de (27 Mayıs 1915) bir irade (emir) yayınlayarak, yukarıda sözü... Devamı

06 10 2010

TÜRKÜLERİN HİKAYESİ-YÜKSEK TEPELERE EV TÜRKÜSÜNÜN HİKAYESİ

Yüksek Yüksek Tepelere Ev Kurmasınlar  Bu öykü Malkara köylerinden alınmış olup belli bir kişinin dilinden yazıya geçirilmiş değildir. Çevrede herkes tarafından bilinen bir öyküdür. Söylentiye göre, çok eskiden köyün birinde Zeynep isimli çok güzel bir kız vardır.  Onaltıya yeni bastığında Zeynep'i köylerindeki bir düğünde aşırı (yabancı) köylerden gelen Ali isimli bir genç görür. Ali Zeynep'i çok beğenir ve köyüne döndüğünde kızın babasına hemen görücü gönderir. Zeynep'i Ali'ye verirler. Kısa bir zaman sonra düğünleri olur. Ali, Zeynep'i alıp aşırı köyüne götürür.  Zeynep'in gelin gittiği köy ile kendi köyü arası üç gün üç gece çeker. Bu kadar uzak olduğundan dolayı Zeynep, anasını babasını ve kardeşlerini tam yedi yıl göremez. Bu özlem Zeynep'in yüreğinde her gün biraz daha büyüyerek dayanılmaz bir hal alır. Köyün büyük bir tepesinde bulunan evinin bahçesine çıkarak kendi köyüne doğru dönüp için için kendi yaktığı türküyü mırıldanır ve gözleri uzaklarda sıla özlemini gidermeye çalışırmış.  Oysa kocası, Zeynep'in bu özlemine pek aldırış etmez. Kaldı ki eski sevgisi de pek kalmadığından kendini fazlaca horlamaya, eziyet etmeye başlar. Sonunda bu özlem ve kocasının horlaması Zeynep'i yataklara düşürür.  Gün geçtikçe hastalığı artan Zeynep'in düzelmesi için, köyden gelip gidenler de anasının babasının çağrılmasını salık verirler. Başka çare kalmadığını anlayan Zeynep'in kocası da anasına babasına haber ver... Devamı

06 10 2010

SUS KONUŞMA-Şiir.

Sus konuşma Bozulmasın bu sihir Güneş gözlerimizde sevişsin Bronz tenimizde uyansın Geceleri ay ışığında Yıldızlar duvak olsun Sırılsıklam saçlarına düşsün Sus konuşma O alev alev kor dudaklarına Bir gecelik mühür vur Gitme ne olursun dur Dola kollarını boynuma Sev beni diye,fısılda kulağıma Dudaklarıma ateşli,arzulu ve ıslak Bir buse kondur Seni seviyorum demesen de olur Boynundan sarkan,o kolyeyi kopart Gögüslerinden aşağı çıplak ayaklarına Ter içinde,tek tek süzülsün inciler Ellerinde ışıl ışıl yanan Ateşböceklerini de azat et Ortak sırrımızı görmesinler Yanan bedenini yalayan O serin meltemleride unut Gel bu gecenin Çapkınca göz kırpan ve titreyen Yıldızların altında Ölümüne zevkini çıkaralım Usul usul iki beden bir olsun Sus konuşma Sadece gözlerimiz konuşsun Cengiz Damar Devamı

06 10 2010

MEVLANA SEVGİDE GÜNEŞ GİBİ OL SÖZÜNÜN AÇIKLAMASI

SEVGİDE GÜNEŞ GİBİ OL,DOSTLUK VE KARDEŞLİKTE AKARSU GİBİ OL. HATALARI ÖRTMEDE GECE GİBİ OL,TEVAZUDA TOPRAK GİBİ OL. ÖFKENDE ÖLÜ GİBİ OL. HER NE OLURSAN OL,YA OLDUĞUN GİBİ GÖRÜN,YA GÖRÜNDÜĞÜN GİBİ OL  Mevlana bu ünlü sözünde insanlara nasihat vermektedir. SEVGİDE GÜNEŞ GİBİ OL. Bilindiği gibi güneş her canlının üzerine eşit olarak doğmakta, batmakta ve onu ısıtmakta Birisini sevip öbürünü sevmeme gibi bir durumdan uzak durmamızı ve herkese eşit davranmamızı ve güneş gibi her canlıya sıcak bir dost olarak yaklaşmamızı ögüt vermekte. DOSTLUK VE KARDEŞLİKTE AKARSU GİBİ OL. Bu cümlede de dostluğun ve kardeşliğin,önemini vurgulamakta,akarsuya benzetmesi. Akan suyun üzerinde pislik oluşmadığını ve akarsuyun bu pislikleri alıp uzaklara götürmesi ve kendisini devamlı temiz tutması. Dostluğu ve kardeşliği aynı ayarda görmesi ve bu ilişkilerde akarsu gibi temiz olunmasını ögütlemekte. HATALARI ÖRTMEDE GECE GİBİ OL. Buradaki gece karanlığı anlatmakta ve karanlıkta kusurların,hataların görünmiyeceği için insanlardan gece gibi olmasını istemekte. TEVAZUDA TOPRAK GİBİ OL. Mevlana burada yine benzetmeler eşliğinde övütlerine devam ediyor. Tevazu:Alçak gönüllülük demek. Toprak verimlidir ne dikersen sana onu kat kat geri verir ve toprak sana verdiği nimetleri sunarken kibirlenmez. Bakmayı bilen gözler onun böbürlenmeden bize verdiği nimetleri görür ve bu cümlesinde kibirden uzak durmamızı nasihat etmekte. ÖFKEDE ÖLÜ GİBİ OL. Mevlana celalettin Rumi’nin burada bizlerden istediği: Bir öl&... Devamı

05 10 2010

KÖPEĞİN EVCİLEŞME SÜRECİ

    KÖPEK ( CANIS FAMILIARIS )      Carnivora (etçilller ) takımının Canidae ( köpekgiller ) familyasından olan köpek evcilleştirilmiş ilk hayvandır.12-14 bin yıl önce Avrasya’da ortaya çıkmış,insanlarla ilişkisi en azından 10 bin yıl önce başlamıştır.Köpekgillerin soyağacı ise 40 milyon yıl önce yaşamış Miacisis dene etçil memeliye kadar uzanır.Onu izleyen Cynodictus ve Hesperocyn cinsleri ilkel birer köpek sayılırsa da birçok etçilin ortak atası olabilecek yapısal özellikler taşırlar.Daha sonra ortaya çıkan Tomarctus cinsi ise büyük olasılıkla tilki,kurt,çakal ve köpeğin atasıdır.Köpek ise çeşitli uzmanlar tarafından doğrudan atası sayılan çakal ve kurtla birlikte Canis cinsine yerleştirilir.Evcilleştirilen köpeğin atası olmaya en yakın aday eskiden bütün Avrupa,Asya,Kuzey Amerika’da yaşayan ve çok çeşitli alt türleri bulunan bozkurt'tur.Kuzey enlemlerde yaşayan kurtlar güneydekilerden çok daha iri olduğundan, köpeklerin orta ya da güney enlemlerde yaşayan, daha küçük yapılı bir alttürün soyundan geldiği sanılmaktadır. Bu özelliği taşıyan alttürlerden biri Hindistan' da yaşarken bir başkası da eskiden Çin'de yaşamıştır. Çakal ise Asya'nın güneybatı, Avrupa'nın güneydoğu kesimleri ile Afrika'yı içine alan coğrafi bir dağılım gösterir. Belki de yiyecek artıkları bulmak amacıyla yerleşim alanları çevresinde dolaşan ve yaklaşan tehlikelere karşı insanları uyararak güven duygusu yaratan bu hayvanlar ile insanlar arasında yavaş yavaş gelişen bir ilişki doğmuştur.Köpek evcilleştirilmeye başladıktan sonra, onu yabanıl akrabalarından ayıracak bazı özellikler oluşmaya başlamıştır. Yukarı kıvrık kuyruk bi&c... Devamı

05 10 2010

BENİM BABAM SENİN BABANI DÖVER

İki çocuk sokatta birbirlerine girmişlerdi,yaşları beş veya altı vardı. Birisi rakibine göre kiloda daha ağır basan toramandı,aynı siklette olmadıkları bir bakışta anlaşılıyordu. Rakibine göre çelimsiz olan,toramanın elleri arasından zor bela kurtulup ,çevik bir hareketle üç,dört metre geriye kaçtı. Hemen yere bakmaya başladı,yerde taş aradığı her hareketinden belli oluyordu. Sonunda kaldırımın hemen altında,kenddi yumruğu büyüklüğünde  beyaz bir taş görmüştü. Hızlıca taşa doğru koştu ve taşı yerden alır almaz,Toramana atmak için pozizyon aldı. Bolkondan oğlum atma dur!diye bağırdım… İkiside başını kaldırıp bana doğru bakmaya başladılar,elinde taş olan  Amca sen karışma dedi. Oğlum! Bırak taşı hadi evinize gidin dedim. Bu sefer Toraman amca sen onu boşver  on da o taşı atacak,yürek yok dedi. Daha sert bir sesle yavrum hadi ayrılın,bak bir kaza çıkacak dedim. Çelimsiz sarışın olan,toramanın sözüne tepki olarak, tekrar taşı atar gibi yaptı. Toraman hiç istifini bozmadı… Elinde taş olan,gücün bana mı yetiyor diye bağırdı... Aliye niye bir şey diyemiyorsun onu görünce aynı fare gibi saklanacak delik arıyorsun dedi. Toraman sesini çıkarmadı,gözlerini rakibine dikmiş öylece bakıyordu. Rakibi şu haline bak! aynı ayı gibisin diye bağırdı ve makinalı tüfek gibi arka arkaya konuşmaya başladı. Babama seni söyliyeceğim dedi Toraman yılışık bir sesle söyleee diye cevap verdi. -Sen biliyor musun ? Benim babam boksör,vallahi senin babanı da döver,söyleyimde gör. Adama bak! diye hemen ekledi. Dozer gibi göz&u... Devamı

29 08 2010

YURT DIŞINDA FUTBOL OYNAYAN TÜRKLER

OYNADIĞI TAKIMLAR SEZON 1 - TALAT ERBOY İngiltere 1905-1907 2 - NEJAT EVLİYAZADE Belçika 1905-1907 3 - YUSUF ZİYA ÖNİŞ Servette (İsviçre) 1916-1919 4 - BEKİR RAFET TEKER Karlsruhe Phoenix (Almanya) 1921-1925 5 - VAHAP ÖZALTAY Racing Paris (Fransa) (Yurtdışına transfer olan ilk profesyonel Türk futbolcu) 1932 6 - BASRİ TAŞKAVAK Racing Paris (Fransa) 1941 7 - CEMİL ERLERTÜRK Angouleme (Fransa) 1943-1944 8 - ALİ ORALOĞLU Neuchatel Xamax (İsviçre) 1945 9 - SABİT CİNOL Servette (İsviçre) 1950 10 - ŞÜKRÜ GÜLESİN Palermo (İtalya), Lazio (İtalya) 1950-1953 11 - BÜLENT EKEN Salernitana (İtalya), Palermo (İtalya) 1950-1952 12 - LEFTER KÜÇÜKANDONYADİS Fiorentina (İtalya), Nice (Fransa) 1951-1953 13 - BÜLENT ESEL Spal (İtalya) 1951-1954 14 - SABRİ MAHİR Racing Paris (Fransa) 1955 15 - FERİDUN BUĞEKER Stuttgart Kickers (Almanya) 1955-1959 16 - METİN OKTAY Palermo (İtalya) 1961-1962 17 - CAN BARTU Fiorentina (İtalya), Venezia (İtalya), Lazio (İtalya) 1961-1967 18 - AKGÜN KAÇMAZ Ausburg (Almanya) 1962-1966 19 - ŞÜKRÜ ERSOY Avustria Salzburg (Avusturya) 1962-1964 20 - ÖZCAN ARKOÇ Austria Wien (Avusturya), Hamburg (Almanya) 1964-1966, 1966-1970 21 - ERGUN ÖZTUNA A.Klagenfurt (Avusturya) 1965-1966 22 - OGÜN ALTIPARMAK Washington Whips (ABD) 1968 23 - CENAP GENÇ St.Truiden (Belçika) 1969-1972 24 - SALİM GÖRÜR Los Angeles Aztecs (ABD) 1969-1972 25 - ENDER KONCA Eintracht Frankfurt (Almanya) 1971-1973 26 - YASİN ÖZDENAK Cosmos (ABD) 1976-1979 27 - ENGİN VEREL Herta Berlin (Almanya), Lille (Fransa), Anderlecht (Belçika) 1979-1983 28 - GÜNGÖR TEKİN Toronto Blizzard (Kanada) 1980-1981 29 - SELÇUK YULA Blau Weiss Berlin (Almanya) 1... Devamı

17 06 2010

ASLAN DEĞİLDİ

O balıkçı kasabasının maskotuydu Bembeyaz upuzun tüyleri Deryada ki yakomozlar gibi parlardı Uzun kuyruğu duman renğiydi Kimse bilmezdi adını sanını Kimi torik der kimi uskumru,kimi de pisi Teknelerin motor sesini duyunca Önce kulaklarını diker,sonra miyavlardı Bir gelin gibi süzülürdü,yavaş yavaş iskeleye Görünür bir yere bütün albenisiyle kıvrılırdı Önüne atılan küçük balıklara Büyük balık,küçük balığı yer dercesine Tenezül edipte,Yan gözle bile bakmazdı Aslan değildi ama aslan payı isterdi Yalakalığı asla sevmezdi,nede kuyruk sallardı Adsızın tek rakibi vardı Payını çalmak isteyen martılardı CENGİZ DAMAR Devamı

15 06 2010

KAPİTALİZM NEDİR TARİHÇESİ

Kapitalizm (anamalcılık), özel mülkiyetin üretim araçlarının ağırlıklı bir bölümüne sahip olduğu ve işlettiği; yatırım, dağılım, gelir, üretim ve mal ve hizmet fiyatlarının piyasa ekonomisinin belirlediği sosyal ve ekonomik sistemdir. Bu sistemde genellikle bireylerin ya da grupların oluşturduğu tüzel kişiliklerin ya da şirketlerin emek, yer, üretim aracı ve para (bkz: finans ve kredi) ticareti yapabilmeye hakkı vardır. Kapitalist ekonomi pratiği Avrupa'da 16. ve 19. yüzyıllar arasında kurumsallaşmıştır, ama bazı niteliklerine ilk çağda da rastlanabilir, Orta Çağ döneminde de tüccar kapitalizminin erken biçimleri ortaya çıkmıştır. Feodalizm sona erdiğinden beri kapitalizm Batı dünyasındaki hakim sistemdir, bütün dünyaya da İngiltere başta olmak üzere Avrupa'dan yayılmıştır.Kapitalizm kavramı, tek başına ele alınırsa sınırlı bir analitik anlama sahiptir. Ama uygulandığı ülkelerde önemli farklılıklar olması, coğrafya, politika, zaman ve kültür öğelerleriyle birlikte değişmesi yüzünden kimi iktisatçılar karma ekonomi tanımının günümüzdeki iktisadi sistem(ler)i belirtmek için daha doğru olduğunu söylemektedir. Kapitalizme 19. ve 20. yüzyıllarda önemli eleştiriler getirilmiştir, bu çeşitli eleştirilerin ortak yönü kapitalizmin ciddi anlamda insanlar arasında sosyal ve ekonomik eşitsizliğe yol açtığıdır. Kapitalizmin niteliklerine bakış açıları Klasik politik ekonomi Ekonomik düşüncedeki "klasik" gelenek Britanya'da 18. yüzyıl sonunda ortaya çıkmıştır. Adam Smith, David Ricardo ve John Stuart Mill gibi klasik politik ekonomistler kapitalist ekonomide üretim, dağılım ve malların değişimi gibi konuların analinizi yaparak yayımlamışlardır ve bu çalışmalar günümüzdeki &... Devamı

14 06 2010

ORGANİK TARIM NEDİR

organik tarım..! Etiketler : tarim,organik,tarım Organik yemek, bitki nöbetleşmesi, yeşil gübre, kompost, biyolojik zararlı kontrolünü içeren ve toprak üretkenliğini sağlamak için mekanik işlemeye dayanan; sentetik gübre ve pestisit, hormon, hayvan yem katkıları ve genetiği değiştirilmiş organizmaların kullanımını reddeden veya sınırlayan tarım yöntemidir. 1990'dan beri,organik ürün pazarı hızlı bir artış göstermiş ve 2007 yılında 46 milyar dolara ulaşmıştır. Bu talep artışı, organik üretim yapılan tarım alanlarının artışına yol açmıştır. Yaklaşık 32.2 milyon hektarda organik üretim yapılmaktadır ve toplam tarım alanlarının %0.8'ini temsil etmektedir.Ayrıca, 2007 yılında doğadan toplanan organik ürünler 30 milyon hektardan hasat edilmektedir. Organik tarım yöntemleri birçok ülkede yasa ve kurallarla çerçevesinde yönetilmekle beraber, standartların büyük bölümü bir şemsiye organizasyonu olan 1972'de kurulan IFOAM (International Federation of Organic Agriculture Movements - Uluslararası Organik Tarım Hareketleri Federasyonu) tarafından oluşturulmuştur. IFOAM, organik tarımın amacını şöyle tanımlamıştır: « "Organik tarım toprakların, ekosistemin ve insanların sağlığının sürdürülmesini sağlayan bir üretim sistemidir. Olumsuz etkilere yol açan girdilerin kullanımına karşı ekolojik süreç, biyoçeşitlilik ve bölgesel koşullara adapte olmuş döngüye dayanmaktadır. Organik tarımın hedefi gelenek, yenilik ve bilimi birleştirerek paylaştığımız çevreye faydada bulunmak ve adil ilişkilerle yaşamın içinde yer alan herkes için iyi bir hayat sağlamaktır." » (Uluslararası Organik Tarım Hareketleri Federasyonu Organik tarımın nitelikleri Bu yöntemde kimyasal gübre, ila&ccedi... Devamı

12 06 2010

HAZİRAN RÜZGARI

Gökyüzünde yıldızlar dans ediyordu Ayın gizemli işığı yakamoz olmuş Denizin dalgalarına düşmüştü Ateş böcekleri fener gibi Palmiye ağaçlarını aydınlatıyordu Balıkcılar vira Bismillah Heyyamolla ağlarını çekiyorlardı Gece sessizlige sessizlik geceye sessizce kur yapıyordu İşte öyle sihirli bir geceydi Haziran rüzgarı açık penceremden Odama ıslık çalarak seni getirdi. CENGİZ DAMAR Devamı

09 06 2010

HERGÜN ÖLDÜM

Yıldızları güneşe gömdüm İntikam ateşiyle yanan Gözlerin de ölümü gördüm Katilim öldürmeden de ölünür Bakışların sanki bir süngü Habil Kabil'i ,Brütüs Sezar'ı Kan dökerek öldürdü Beyaz güllerin üzerine damlayan Kırmızı lekeler ömür boyu çıkmaz Kirli ellerde masum çiçekler açmaz Sen bulut gözlüm,sen ölüm iksiri İşte korkusuzca sırtımı döndüm Vur elinde ki zehirli hançeri Ben ihanetinle her gün öldüm Ağzında zeytin dalı,güvercinler uçurdum Azraille sırat köprüsünden gülerek geçtim Hayalinle dün gece kadeh tokuşturdum Katilimi öldürmek için ölümüne içtim CENGİZ DAMAR Devamı